Tatil için gittiğim memleketimde, şehrin yüksekçe bir noktasına çıkıp Batman'ı seyrediyordum. Altımda uzanan sokaklar, mahalleler, caddeler… Çocukluğumun geçtiği yerler, tanıdık yüzler, tanıdık hikâyeler.

Şehri kuşbakışı izlerken aklımdan tek bir düşünce geçti:

"Acaba şu an hangi mahallede bir kavga yaşanıyor? Hangi caddede birazdan bir olay meydana gelmeyi bekliyor? Hangi sokakta iki insan birbirine öfkeyle bağırıyor? Hangi evde ise sessizce büyük bir hayal kuruluyor?"

Aynı şehir, aynı zaman dilimi... Bir tarafta umutlar filizlenirken diğer tarafta öfkeler büyüyor. Bir evde yeni bir hayatın planı yapılırken birkaç sokak ötede belki de bir hayat sona eriyor.

Sonra düşüncelerim daha da geriye, tarihin derinliklerine uzandı.

Acaba tarih boyunca da manzara hep böyle miydi?

Aslında cevabı biliyoruz. İnsanlık tarihinin neredeyse her döneminde dünyanın bir köşesinde savaş vardı. Fakat o savaşlar durup dururken başlamadı. Hiçbiri insanların yalnızca canı sıkıldığı için yaşanmadı.

Muhtemelen o günlerde de birileri hayal kuruyordu. Birileri haklı olduğunu düşünüyordu. İki insan tartışıyor, iki toplum karşı karşıya geliyor, iki devlet güç gösterisine girişiyordu. Kimisi adalet adına, kimisi toprak adına, kimisi inancı adına, kimisi ise yalnızca daha fazla güç uğruna mücadele ediyordu.

Sonra ne oldu?

Sonunda kazananlar da kaybedenler de tarihin sayfalarında birer isim olarak kaldılar.

Peki ya uğruna verilen onca mücadele, onca kan ve gözyaşı?

Gerçekleşemeyen hayaller, sahipleriyle birlikte toprağa karıştı. Gerçekleşenler ise onları kuran insanlar öldükten sonra yeni hayallerin gölgesinde silinip gitti. Çünkü insan ölümlüydü; hırsları da zaferleri de ömrü kadar yaşayabiliyordu.

Bugün gerçekten çok mu farklı?

Dünyanın dört bir yanında insanlar hâlâ aynı sebeplerle tartışıyor. Önce sözler yükseliyor, ardından öfke büyüyor. Tartışarak birbirini ikna edemeyenler bu kez silaha sarılıyor. Sokak ortalarında, şehir meydanlarında, sınır boylarında insanlar birbirlerini öldürüyor.

Oysa tarih boyunca olduğu gibi, bugün de hiçbir kurşun bir fikri ikna edemedi. Hiçbir savaş insanlığın vicdanını tamamen susturamadı. Hiçbir zafer de sonsuza kadar sürmedi.

Belki de yüksek bir tepeden şehirleri seyretmek, insana en çok bunu öğretiyor.

Aşağıda milyonlarca hayat aynı anda akıyor. Bir evde doğum sevinci yaşanırken başka bir evde yas tutuluyor. Bir çocuk geleceğin hayalini kurarken bir yetişkin öfkesine yeniliyor. Bir sokakta dostluk kurulurken diğerinde düşmanlık büyüyor.

Bugün 21. yüzyıldayız; teknoloji gelişti, binalar yükseldi, şehirler büyüdü. Ama insanın o ilkel çatışma arzusu çok mu değişti?

Ne yazık ki hayır!

Sahi tarih neden tekerrür edip duruyor?

Hani tarih, ders çıkarmak içindi?

Acaba diye düşünmeye başladım hangi fikir, hangi ideoloji bugüne kadar özünü koruyarak gelmeyi başardı?

Belki de geriye dönüp baktığımızda bizi hatırlatacak olan ne kazandığımız savaşlar ne de haklı çıktığımız kavgalar olacak.

Belki de asıl hatırlanacak olan, kurduğumuz hayaller ve o hayalleri gerçekleştirirken kaç insanın hayatına olumlu yönde dokunduğumuz olacak.