Her binanın bir yapıcısı, mimarı, ustası olduğu gibi her sosyal projenin de bir finansörü, sosyal mühendisleri ve uygulayıcıları vardır. 2000`li yıllarda Batman`a yönelik sürdürülen sosyal projenin de kendiliğinden oluşup yürüdüğü düşünülemez. Batman`ın yakın dönem tarihi, bir İslam şehrinin kendi kimliğine karşı &`;çok cepheli” saldırılar karşısında ayakta kalma mücadelesidir
| 20 Aralık 2010 Pazartesi 19:02:00 |
 |
Ahmet Yılmaz / Araştırma
BATMAN
2000’li yıllarda, “Batmanlılık” kimliği adeta idam edildi. Televizyonlar, radyolar Batman aleyhinde konuşuyor; gazeteler manşetler atıyorlardı. Batı illerinde dindar olup da kimliğinde Batman yazılan herkes rahatsız ediliyor, kınanıyor, dışlanıyor ve kapısına en az bir kez garip kılıklı insanlar geliyordu.
Batman, 1970’lerden o günlere gelen kimliğiyle gururlanırken o dönemde adeta kendisinden utanır hâle getiriliyordu. Bu programı yürütenlerin iki hedefleri vardı:
1. Batmanlıların İslam’la özdeşleşen kimliklerini terk etmelerine yol açmak, bu kimliği bir “utanç kaynağı” gibi göstermek, bizzat Batmanlıları onun aleyhine yönlendirmek
2. Batman dışına çıkıp Türkiye’nin dört bir tarafına yayılan ve gittikleri her yere ışık saçan şuurlu Müslümanların toplum üzerinde etkili olmasını engellemek.
Bu iki hedef doğrultusunda,
n Avrupa vakıfları,
n Türkiye’deki derin devlet yapılanmaları,
n Sosyalist örgütün Avrupa vakıfları ile sıkı bağlantı içindeki yerel yapıları,
n Bölgede sosyalist örgütten kısmen uzaklaşıp uluslar arası liberal yapılanmalarla veya Lions kulüpleri türü şebekelerle işbirliğine giren çevreler neredeyse yekvücut olup harekete geçtiler. Dışarıdaki Masonik mahzenler Batman’ı kötülerken onların Batman’daki uzantıları “Batman sanıldığı gibi İslamî bir şehir değildir” gizli kampanyaları başlattılar; Batman’ı Batman’dan koparacak etkinlikler dizisi düzenlediler.
KÖTÜLÜĞÜN BATMAN’A İTHALÎ
2000’in hemen ardından Batman halkından “Burada hırsızlık birdenbire arttı, içki içenler görülmeye başlandı, yurt dışından gelme kötü kadınların şehre geldiği söyleniyor…” şikayetleri her ortamda duyulmaya başlandı.
Batman’a Diyarbakır yöresinden hırsız getirilmişti, gazetelere yansıyan “Batman’da içki bulunamıyor” yazılarından sonra birilerine içki dükkanı ve içkili mekan açtırılmıştı, Ukrayna gibi eski sosyalist ülkelerden kadın getirtilmişti. Batmanlılar şaşkın ve çaresizdi. Şehirde hırsızlığın neredeyse hiç olmadığı, içkinin sadece birkaç memur arasında kaldığı, ithal fuhuş haberlerinin şehirlerinin yakınından bile geçmediği günleri arıyorlar, “Ka ev devra berya ve(Nerede bu devirden önceki devir); mal emniyeti yok, din emniyeti yok, namus emniyetini tehlikeye atıyorlar” diye dert yanıyorlardı.
BATMAN ÇOCUKLARINI HIRSIZLAŞTIRMAYA ÇALIŞTILAR
Batman’ı İslamî kimliğinden uzaklaştırma programının kimler tarafından yürütüldüğünün görülmesinde şu iki vaka çok aydınlatıcıdır:
2003’te İstanbul’da büyük bir hırsızlık çetesine yönelik operasyon yapıldı. Operasyonda hırsızlık çetesinin başında bir Batmanlı şarkıcının bulunduğu ortaya çıktı. Şarkıcı, Batman’dan hırsızlık için çocuk getirtiyordu. Olay, biraz sıradan gibi görünse de uzantılar dehşet vericiydi. Hırsız başı şarkıcı, yine şarkıcı diye bilinen bir kadının “sevgilisi” idi.
Kadın, Öztürk Serengil’in kızıydı. Öztürk Serengil, Türkiye’de fuhuş filmlerinin önemli simalarından diye biliniyordu. Ama asıl sıfatı, ölümünden sonra ortaya çıktı. Basındaki haberlere göre, Öztürk Serengil, önemli bir MİT çalışanıydı ve hırsızlık çetesinin başıyla ilişkisi olduğunu saklamayan, hatta cezaevinde onunla görüşmek için resmi nikah kıydıran kızı, “Babam, sinemacıydı ama galiba devletin içinde görevi vardı çünkü zaman zaman Süleyman Demirel dahil çok önemli devlet yetkilileriyle özel konuşmalar yapardı” diyordu.
Olayın vardığı yer çok ama çok vahim… Çünkü, Serengil,* büyük bir ihtimalle Batı’daki kötülükleri Türkiye’ye taşımakla görevli bir sosyal ajandı, Giresun’da lise 2’den terk ettirilip İstanbul’da önü açılan bir sosyal ajan… Fuhuş filmleriyle Türk toplumunu bozmaya çalışan bir misyon adamı… Düşünmek bile güç: MİT’çi bir sinemacının kızının “adamı” edilen bir şarkıcı, Batman’ın çocuklarını İstanbul’a getirtiyor, İstanbul’da hırsız yapıyordu. Bu kadar farklı şey tarihi anlatan kaç cümlede bir araya gelir, bilemem: Batmanlı şarkıcı-sinemacı-MİT’çi- şarkıcı bir MİT’çinin bir Batmanlı’yla beraberliği-hırsızlık çetesi-Batmanlı çocuklar…
Batman’la ilgili ikinci olay, Bursa’da Jandarma İl Komutanı Aydın Yeşil vakasıydı. 2006’da Bursa’da 53 kişilik bir hırsızlık çetesi yakalandı, elebaşlarının PKK itirafçısı olduğu çete, Batman’dan çocuk getirtip hırsızlık için eğitiyordu. Kıdemli Albay Aydın Yeşil, Batman’dan Bursa’ya tayin olmuş ve Bursa’da hırsızlara sahip çıkmış, iddialara göre bölgede görev yapan bir yüzbaşı üzerinden de itirafçı-hırsız çetesinin işlerini kolaylaştırıyordu. Albay Yeşil, bu iddialar doğrultusunda 2009’da ordudan zorunlu olarak emekli edildi.
Durum ortada: Derin yapılar, Batman’ın İslamî kimliğine karşı savaş açıp gençlerini İslamî kimlikten hırsızlık kimliğine, İslamî kimlikten sarhoş hizmetkârlığına, İslamî kimlikten kötü kadın korumacılığına terfi(!) etmeye çalışıyorlardı. Batman’a İslamî kimlik yerine bu kirli işleri layık görüyorlardı. Bu vaka, Batman’ın İslam’dan uzaklaşması durumunda sonunun nereye varacağını göstermesi açısından ayrıca önemlidir.
Elhamdülillah Batman halkı, bunu fark etti ve kendi kimliğine karşı savaşanların kozmik mahzenlerden çıktığını gördü.
İSLAM’DAN UZAKLAŞMAK BATMAN’IN ÖLÜMÜDÜR
İntihar, Batman’ın İslamî kimliğine, kültürüne, tarihine yabancıdır. 70–80 yıl ömür sürdükten sonra 2005’ten önce hakkın rahmetine kavuşup hayatı boyunca bir intihar vakasını duyan Batmanlı sayısı herhalde çok azdır. “Kendini öldürme acizliği” Batman’a çok uzaktı.
Dünyada dindarlıkla intihar arasında ters orantı vardır. Dindarlığın yoğun olduğu yerlerde intihar az; dindarlığın az yaşandığı yerlerde intihar çok olur. Şu, rahatlıkla söylenebilir: Bölgemiz, dünyanın en dindar yörelerinden biri olduğu gibi intiharın en az yaşandığı coğrafyalardan da biriydi.
Ama 2005’ten sonra, bir intihar furyası başladı, belki bu furya yine dünya ortalamasının altındaydı ama bölgemiz için faciaydı. İntihar edenlerin çoğu, 2000–2001 sürecinde 13–14 yaşlarında olan, intihar ettiklerinde yaşları 18 çevresinde odaklanan genç kızlar ve kadınlardı. Batman, 28 Şubat’a karar veren derin devletin sıkı tedbirleriyle 2001–2002–2003 yıllarında halka yönelik İslamî hizmetten tamamen yoksun kaldığından bu genç kızlar veya yeni evli kadınlar İslamî şuurdan yoksun kalmışlar, İslam’ın insana hayat veren kaynaklarından habersizdiler.
Onların intiharının anlamı şuydu: Kadın; doğumun, dolayısıyla geleceğin simgesidir. Kadının ölümü, geleceğin ölümüdür. Batman’da kadının İslam’dan uzaklaşması intihar etmesine yol açıyorsa, İslamî hizmetlerden yoksun kalmak Batman için ölüm demektir, Batman’ın geleceğinin sönmesi demektir. Batman, İslamsız yaşayamazdı. İslamsız bir Batman intihar ediyordu, ölüyordu.
Batman’ı İslamî kimliğinden uzaklaştırmaya yönelik “sosyal mühendislik” bu ölümlerle çökmüş ve felaketle neticelenmişti. Ama felakete sebep olanlar, geri adım atmadılar, aksine her zaman olduğu gibi medya sihirbazlıklarıyla olayı saptırdılar ve “Her sorun bir fırsattır” mantığıyla Batman’a karşı yeni bir kampanya başlattılar.
BATMAN’IN İSLAMÎ KİMLİĞİ TEHDİT ALTINDA
İntiharlar konusunda iki tutum gözlendi:
1. Laik -ulusalcı tavır: Bu tavrın sahipleri, Batman’a hayat veren İslam’ı suçluyor, geleneksel yapıyı yargılıyor ve “katil” diye idama çarpıtıyorlardı. Ardından bütün “çağdaş” yapıları Batman’a seferber olmaya çağırıyorlardı. Sosyalist örgüt, onların bölgedeki gönüllü temsilcisi olduğunu bir daha onlara hissettirmek için fırsatı hemen değerlendirdi. Olayı intihar eden kadınların durumunu tahlil etmekle ilgisi olmayan bir boyuta taşıdı; kadın intiharlarını bölgenin ahlakî değerlerine karşı savaşmak için kullandı. Okuma-yazması olmayan kadınların eline “Em ne namusa kesi ne(Biz kimsenin namusu değiliz)” afişleri vererek namusa karşı savaş açtı. Batman’da kadınların dilinden namus anlayışı kötülendi, bölgede fuhuşla itham edilenler, kimi Avrupa toplumlarında olduğu gibi adeta “azize” ilan edildi.
Bugün “Namusa karşıyız” afişleriyle devam eden bu çaba bölgenin kimliğine karşı açılmış savaşın en bariz göstergesidir ve bu savaşın Batman’daki uzantısının İstanbul’daki laik-ulusalcı basın tarafından diğer şehirlere göre daha çok afişe edilmesi çok anlamlıdır.
2. Muhafazakâr tutum: İntiharlardan sonra İstanbul-Ankara odaklı muhafazakâr çevrelerin tahlillerini kardeşliğe zarar gelmesin diye hiçbir Batmanlının duymasını istemem. En hafif kalan tahlil, bölge halkının zaten önemli bir kısmının Ermeni kökenli olduğu yönündeydi. Muhafazakâr çevreler; bölgenin ve Batman’ın ta 80’lerden önce bile MSP’ye en çok oy veren yöre olduğunu saklıyor, bölgeyi ve Batman’ı İslam’dan uzak- batmış topraklar diye anlatıyor ve durumdan vazife çıkararak “Hepimiz Batman’a gitmeliyiz” deyip seferberlik ilan ediyordu. Nitekim, bu çevrelerin bütün kanatları, süreçten hemen sonra Batman’da görünmeye başladı.
Batman’a yönelik bu girişimlerin ortak bir noktası vardır: Siirt - Cizre - Kuzey Suriye ilim havzası ile Diyarbakır - Bitlis - Siirt hilali ilim havzasına dayanan, Şeyh Halid-i Bağdadî-Şeyh Said ve Üstad Bediüzzaman’la İmam Hasan El Benna -Seyyid Kutup- Mevdudi ve İmam Humeyni’yi buluşturarak ümmet şuuruyla yoğrulan Batman’ın İslamî kimliğinin yerine başka bir kimlik getirmek.
Bu başka kimlik, laik-ulusalcılar için “çağdaşlık” iken, muhafazakarlar için “Batman dindarlığından farklı her tür dindarlık” şeklindedir. Her iki tarafın da gayretleri hâlen devam etmektedir.
KENDİNDEN KAÇIŞ PSİKOLOJİSİ
Batman’ın kenar semtleri dolaşıldığında üç gerçekle karşılaşılır:
1. Başı açık, üzerinde siyah kot pantolon bulunan 14-18 yaş arası kızlar… Kıyafetleri, Batman’ın inancına, kültürüne, geleneklerine, tarihine, kendi psikolojilerine, kadın anlayışına yüzde yüz ters… Sosyalist örgütün “Halk Evleri”*nin baskısı, laik-ulusalcı televizyonların ve eğitimin baskıdan beter ağır teşviki olmazsa o kızların o çirkin kıyafeti kendilerine yakıştırmaları düşünülemez. O kıyafetler konusunda kendileriyle en çok çelişkiye düşenler kızların bizzat kendileridir. Bu kötü üniforma, kızların üzerinde oldukça onların rahat etmesi ve kendileriyle barışıp huzura kavuşması mümkün değildir. Bu çirkin üniforma bir genç kızı bunalıma sürüklemesi için yeterlidir. Genç kız, onu üzerinde gördükçe yerini sorgulayacak, bir yandan inancı, kültür ve geçmişiyle çelişmesi; öte yandan kendisine “çağdaşçılığı” aşılayanların hayat şartlarından çok uzak olması onu “Ben kimim?” sorusuyla yüz yüze getirecek ve bunaltacaktır.
O kıyafet, genç kızlarımıza ne kadar uzaksa, onlar üzerinde ne kadar çirkin duruyorsa Batman’a zoraki giydirilmeye çalışılan “çağdaşçılık” kimliği de Batman’a o kadar uzaktır; Batman için o kadar çirkindir.
2. Babaanneleriyle zoraki Türkçe konuşan kız çocukları ve onlara bölgenin çok az görülecek şekilde Türkçe cevap vermeye kalkışan babaanneler… Her dil güzeldir. İnsanlar, ha Türkçe konuşmuş ha Kürtçe ha Arapça… Batman’daki durum, bir dil tercihi değildir. Çünkü kendilerini Türkçeye zorlayanlar, Türkçeden zevk alacak kadar Türkçe bilmemekte ve gülünç duruma düşmektedir. Bu, değerlerini beğenmeyişin, özünden kaçışın işaretidir.
3. Batman halkının kendisine ait olana yönelik anormal eleştirisi: Bir zamanlar Batmanlılığıyla övünen Batman halkı, kenar semtlerde kendisine ait veya yakın olanı aşağılıyor; güzelliği, yüceliği hep uzaklarda, başkasında arıyor.
Her üç gerçek de Batman’a yönelik “kendisinden utandırma” projesinin kısmen de olsa toplum üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.
Büyük bir İslamî kimlik üzerine oturan Batman, elbette bunu da aşacaktır. Batman, kimliğini İslam’la bulan şehirdir, hep İslam kalacaktır.
SON…
*Türk sinemasının derin devlet tarafından yönlendirildiğine dair eskiden beri iddialar vardı. Bu iddialar Öztürk Serengil gibi isimlerin durumunun açığa çıkmasıyla kesinliğe kavuştu; hatta konuyla ilgili bilimsel tezler bile yazılmaya başlandı. O tezlerden biri daha bu ay içinde yayımlandı.
**Bu kültür soyguncusu evlere “Halk Evi” denmesi çok manidardır. Çünkü Cumhuriyet’in ilk yıllarında Kemalistler de “çağdaşçılığı” “Halk Evi” üzerinden örgütlemişler. Bu durum, sosyalist örgütün uluslar arası yerel kültür düşmanı “çağdaşçı” mahzenlere ne kadar bağımlı olduğunu ve bu konuda Kemalistleri birebir örnek aldığını gösterir.