Sitene Ekle Künye Temsilcilikler Abonelik Arşiv Video Galeri Foto Galeri Doğru Gazete İletişim Arapça

Ana SayfaGüncelDünyaEkonomiAile & SağlıkKültür & SanatBilim & Teknolojiİlim & İrfanAraştırmaEtkinliklerDoğrugençDoğruhaberÇeviri MakalelerRöportajİslam & HayatAyetHadis-i ŞerifGünün YorumuRamazanYazı DizisiKitapÇocuk BahçesiRehberlikHutbeFıkıh KöşesiAnalizOkur KöşesiKürdî
Anasayfaya Dön Röportaj
Yazı Boyutu : 12 14 16

Malcolm X ifadeli adam; Halil Abdur- Rashid

ABD West Virginia`da düzenlenen bir etkinlikte dikkatimi çeken sunumlardan biri, Halil Abdur-Rashid`in "İslam Hukuku ve Modernite`nin ABD Bağlamında Karşılaşması" konulu konuşmasıydı. Abdur-Rashid`in bu konuşmada dile getirdiği kimi konuları bir söyleşiyle açmayı denedim...
29 Haziran 2011 Çarşamba 11:42:00
Mayıs ayı sonunda katıldığım "Wisdom Net” tarafından West Virginia’da bir konferans merkezinde düzenlenen üç günlük etkinlikte dikkatimi çeken sunumlardan biri, Halil Abdur-Rashid`in “ İslam Hukuku ve Modernite`nin ABD Bağlamında Karşılaşması" konulu konuşması oldu.   Abdur-Rashid`in bu konuşmada dile getirdiği kimi konuları  daha sonra bir söyleşiyle açmayı düşündüm, sevgili İclâl Birtek’in yardımıyla.


Halil Abdur-Rashid  Bey , Brooklyn’deki İkra Mescidi’nin imamı; vaaz vermekten ileri gelen akıcı  bir konuşması var. Türkçeyi de çok güzel konuşuyor. Sunumunda “gözlük” metaforu üzerinden anlatmıştı İslam Hukuku ile modernite arasındaki çatışmayı. Farklı gözlüklerle baksanız da bir sahneye, görüşünüz değişse bile gördüğünüz şey aslında aynı; nerede olursanız olun. Öte taraftan gözlük metaforu da ayna imgesi olmadan tamamlanmıyor:  “ Araba sürerken kör noktaları görmeye yetmeyebilir mevcut olanlar, her bir kör nokta için yeni bir ayna eklememiz gerekebilir. Ulaşamadığımız kör noktalar için birbirimize ayna olmalıyız.  Kör noktalara tutulan aynalar tarihi ve toplumu başka türlü okumamızı sağlayacaktır.”



Konuşmasında bir de Amerika’da Müslümanlarda gözlemlediği “gurbet” hissini aşmanın önemine işaret etti sonra Halil Bey:  “Doğu-Batı yok, herkes her yerde.  Batı-Doğu , ileri-geri diye ayıran modernitedir, İslam değil; tuzağa düşmeyelim. Medine toplumu hâlâ yaşıyor, ev ve sıla farkını kaldıralım, her yer memleket artık. Biz üçüncü ses, orta ümmet olma durumundayız. Çoğulculuk ABD’de sözde var, biz alternatif bir sesi yükseltmeliyiz” diyen Halil Bey’in zekâsında ve hitabetinde Malcolm X’i gördüm sanki.

Böylelikle dar bir vakitte, metronun akışında meydana gelen aksama nedeniyle epey gecikerek ulaştık Brooklyn’deki İkra Camisi’ne.  Davis’te tanıştığımız eşi Züleyha ve sevimli kızı Mercane ile karşıladı bizi Halil Bey.  

Halil Abdur-Raşid  36 yaşında neşeli, iyimser, kültürlü, güçlü bir muhakemeye sahip, daha önemlisi dürüst bakışlı bir insan, bu nedenlerle de bana kalırsa halis bir müslüman. Eşi Züleyha 38 yaşında, on yıl kadar önce beş aylık evliyken Müslüman oldu.  Doğduğu evde alkollü içkilere, sigaraya hoş gözle bakılmadığı ve benzeri nice uygun sebeple, İslami hayat tarzına uyum sağlamakta zorlanmadı Züleyha Hanım Müslüman olduktan sonra.  Halihazırda Mısır ve Filistinliler’in kurduğu  El Noor School’da öğretmenlik yapıyor.  

Mısırlılar ve Filistinliler okul konusunda anlaşmazlığa düşünce, Mısırlılar gidip ayrı bir okul kurmuşlar.  Halil Bey şöyle yorumluyor bu anlaşmazlığı: “Burada herkes kontrolü elinde tutmak istiyor. Kendi geldikleri ülkede bir baskı yaşadıkları için, burada hâkim olmayı önemsiyor, hizmetten kaçınıyorlar. Asıl hâkimiyetin hizmetle mümkün olacağının farkında değiller. New York, ABD içinde 3. Dünya seviyesinde yaşanan bir şehir. İnsanlar ABD standartlarını yakalama ihtiyacını hissetmedikleri için standart doğaçlama oluşuyor. Burada kesin standartlar yok. Aynı mahalle içinde bile kurallar, standartlar değişebilir. Mesela Alabama’da  böyle değildir. New York çok eski bir şehir. Binaları yıkılacakmış gibi duruyor. Metro sistemini görüyorsunuz, o da yıkılacak gibi. Burada camiler de bakımsız, çirkindir. New York’a özgüdür bu ilgi eksikliği, “anything goes “ sanki sadece New York içindir.”

 Halil Abdur-Raşit  İlahiyat alanındaki yüksek lisans eğitimini İstanbul’da yaptı, o süre içinde de ailesiyle Ümraniye’de yaşadı. İstanbul’u, Türkiye halkını çok seviyor ve ilk fırsatta Türkiye’ye gelmeyi istiyor.

Suriye’deki öğrenim yıllarında  modern olmayan İslami hayatlar gördüğünü belirtiyor Halil Bey, Türkiye’de modern ve İslami olmayan, modern ve İslami olan hayatlar gördü. Şimdilerde  Colombia Üniversitesi’nin Manhattan biriminde öğrenim hayatına devam ediyor ve  “İslam Hukuku ve Modernite” konulu doktora  tezi üzerine çalışıyor.

Ailesi hakkında bilgi verirken baktık, annesinin adı Cihan. Türkiye’de Cihan pek kız adı olarak tercih edilmiyor, ABD’li bir Müslüman kadının bu ada ulaşması nasıl olmuş? Şöyle: Annesi Müslüman olduğunda, İslam tarihi ve ilk Müslümanlar hakkında fazla bilgisi olmadığından,  kendisine ad olarak gazetelerden  Müslüman bir kadın adı aramış. Enver Sedat’ın eşi Cihan Sedat’a ilişmiş gözü çok geçmeden ve ismi sevmiş. Halil Bey’in annesiyle böyle bir isim ortaklığımız var: Benim  babamın da adımı koyarken esin kaynaklarından biri Cihan Sedat olmuş.

Söyleşimiz zaman zaman şiir, edebiyat, müzik, Malcolm X ve İstanbul anekdotlarıyla bölündü.  Langston Hughes’in “Bir Zenci Kızın Türküsü” başlıklı şiiri, Nat King Cole’un Unforgettable’ı…

Söyleşimiz işte şöyle devam etti:

-Halil Bey, Afro-Amerikan Müslümanların  en fazla iki kuşak geriye giden bir geçmişi var, yüzyıllar öncesine uzanmazsak tabii. Siz İslam’ı nasıl seçtiniz? 

-Ben İslami bir ortamda yetiştim, Müslüman olarak. Babamla annem 70’lerin ortalarında  ben bir iki yaşındayken Müslüman oldu. Babam daha önce Hıristiyan’dı.  Malcolm X’in bir vaazının kaydını dinledikten sonra İslam’ı kabul etti. Kardeşlerim de Müslüman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiler.   Beş kızkardeşim var. Ayşe 34, Hatice 32, Cemile 30, Fatıma 25, Rüya 23 yaşındadır.

- Yeryüzünün her tarafında Müslüman kendini anavatanında hissedebilir, gibi bir yaklaşımınız var. Wisdom Net konuşmanızda sıklıkla Müslümanlardaki gurbet duygusuna değindiniz ve bunu eleştirdiniz. ABD’li Müslümanlar kendilerini evinde hissetmiyor mu?

-Bazıları evet, hissedebiliyor, ama bazıları da hayır, maalesef hissedemiyor. Dışarıdan gelenler gurbet hissi çekiyor. Buradan gidenler yurtdışında İslami eğitim görüp döndükten sonra gurbet hissi duymaya başlıyor. Bu nedenle de  toplumla anlaşmazlığa düşüyor, bir tür çatışma yaşamaya başlıyor. Bir taraftan da Müslüman toplumu diğer toplumsal gruplarla iyi bir ilişki içinde olmak istiyor, işbirliği kurmaya çalışıyor. Özellikle 11 Eylül’den sonra toplumsal hizmetler, vatandaşlık hakları ve sorumluluğu gibi konularda bizler daha fazla derinleşmeye, bilgi edinmeye ve sorumluluk üstlenmeye çalışıyoruz.

Bu ülkede İslam daha çok genç Cihan Hanım, İslam Türkiye’de yaşlı bir insan gibi, bizde bir bebek gibi daha.

-Gurbet hissinin olumsuz yanlarına örnek verebilir misiniz?

-En önemli problem, bazı Müslümanların bu yüzden topluma hizmetten kaçınması. Bu da komşularını tedirgin ediyor. Bu konudaki kayıtsızlığın etkileri çok daha geniş oluyor. Görüyorsunuz, burası, İkra Camisi, Müslümanlardan hizmet ve destek alamıyor. İlgilenmiyorlar. Çok yakınımızda başka camiler de var, mesela üç dakika ötede başka bir cami var, ne imamı ne de cemaati İngilizce konuşabiliyor. Cemaat Afgan ve Bangladeşli . İngilizce öğrenmeye direniyorlar. Bir sorunları olduğunda da dil yüzünden büyük zorluk yaşıyorlar. İçe kapalı bir hayat sürdürüyorlar. Benimle de dil yüzünden irtibat kurmak istemezler. Bu camiye gelmezler, vaaz İngilizce olduğu için. Ben imam olarak toplumla iletişimi geliştirmeyi çok önemli buluyorum. Yurt dışında, Suriye, Yemen ve Türkiye’de  eğitim gördüm. Buraya Araplar, Pakistanlılar, Türkler geliyor. Biz camide İngilizce kursu açtık, yurt dışından gelen imamları ve eşlerini dikkate alarak. Sadece imamlar ve eşleri geldi, cemaat uzak durdu. On sekiz hanım devam etti kursumuza, başarılı da oldular. Şimdi yaz tatilindeyiz.

 Burada bu ciddi bir problem bence. Biz ABD’de, New York’ta yaşıyoruz. Bangladeşli arkadaşlar camide toplanarak yeni bir Bangladeş ortamı kuruyorlar. Herkes her konuda aynı fikirde oluyor ve bu onları mutlu ediyor. Hatıraların yâdı, sohbetler, bunlar güzel elbet, ama mescidin kapısından çıkıldığında gurbete adım atıldığı hissi insanı melankolik yapıyor. Dil öğrenmek istemiyor, iletişim kurmak, topluma katkı sunmak istemiyor. Öyleyse niye geldin New York’a? 11 Eylül vakasından sonra bu topluma katkıda bulunmanız gerekir Müslüman olarak daha iyi anlaşılmak için, daha önce bu belki gerekmezdi, ama şimdi şartlar değişti. Hatta cami içinde yaşadığımız şeyler, ibadetlerimiz, aile ilişkileriniz dışarısı için bir gösterge. Bir kanıtlama çabası değil demek istediğim, amacımız toplumun hidayetine katkıda bulunmak.

İkincisi, bizlerin sesinin bu toplumda duyulması gerekiyor. Müslümanın sesi bu toplumda duyulmalı. Bakkala gidiyorsun, Müslüman sahibi, ama içki sigara satıyor, loto domuz eti satıyor. Müslümanın sesi o zaman Müslüman olmayanla aynı değil mi? Dışarıdan gelen arkadaşlarımız bu tür hatalar yapıyorlar. Bu nedenle bizlerin sorumluluğu daha da artıyor. Gayrimüslimle konuştuğunuzda haramlardan söz açılınca size o bakkalı hatırlatıyor. İçki içmiyor kendisi, ama içki satıyor. Sadece para kazanmak istiyor. Bugünkü vaazımda da bu konuyu işledim.

(Biz sohbet ederken İclâl yakınlarda bulunan Güllüoğlu’ndan alışveriş yaptı geldi, Züleyha Hanım’ın yardımıyla ıspanak böreği ve meyve salatalı hoş bir bir çay sofrası hazırladı. Bu arada böreği çok sevdiğini söyleyen Halil Bey “gurbet hissi”ne kapıldı ve Ümraniye’nin, Kadıköy’ün böreklerini hatırladı.)

-Halil Bey, siz Amerikalı bir Müslümanın en önemli probleminin bu ülkede kendini yurdunda hissedememesi ve bu hisse teslimiyeti  olduğu kanaatini taşıyorsunuz. Züleyha Hanım, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz,  Amerikalı bir Müslümanın en önemli meselesi nedir?

-Toplumun önyargıları en önemli sorun sanırım. Bir sürü soruyla karşılaşıyorsunuz, bakışların bir takibi var. Bir de harama çok açık bir toplum. İslam’a aykırı pek çok şeyin geçerli olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Ezan sesinin eksikliğini duyuyorum. Türkiye’deyken ezan sesini duymaya alıştım. Cami hayatın merkezinde orada.

-Sanki sizde de Halil Bey’in anlattığı gurbet hissi var bir parça.

-Belki. Biraz. New York gerçekten farklı bir şehir. 

-Dün Harlem’deki Malcolm X ve Betty Şahbaz Hatıra, Egitim ve Kültür Merkezi’ndeydim. Merkezde karşılaştığım Afro-Amerikalılar genellikle hristiyandı. Bizlere çok büyük saygı gösterdiler, ilgilendiler. Malcolm’un Müslüman olmayan Afro-Amerikan nüfus arasında Büyük bir itibarı olduğunu müşahade ettim konuşmalarımız sırasında. Bu bağlamda  İslam’ın Afro-Amerikan nüfus arasında yayılma seyrini merak ediyorum doğrusu.

-İstikrarlı bir artıştan söz edebiliriz. Philadelphia’da bu çok belirgindir. Türkler en çok New York’ta yaşar. Afro-American Müslümanlar Philadelphia, Arap Müslümanlar Michigan’da yoğunlaşıyor. Şu dönemde hızlı bir artıştan söz edemeyiz. Beyaz Amerikalı kadınların İslam’ı kabulü daha yaygın, evlilik, bir de tasavvuf ilgisi nedeniyle. Beyaz kadınlar Rumi okuyor ve doğrudan Sünniliği seçiyorlar.

-Peki, Afro-Amerikan toplumun İslam’ı daha yüksek oranda tanıması nasıl sağlanabilir?

-Geçmişte Malcolm X, Martin Luther King gibi karizmatik liderler vardı. Afro-Amerikan halkın bilgiye ulaşması kolay değildi. Hakların sınırlı, seçme hakkın yok, her yerde çalışamazsın… Önyargılar çok güçlü o dönemlerde. Bu nedenle Afro-Amerikalıların aynı dava etrafında toplanması daha kolaydı. Şimdilerde bir rahatlık var, bu nedenle de dini bir motivasyondan söz etmek güç.  Tabii bu gayret etmenin faydası olmayacağı anlamına gelmiyor.

- Obama ile neler değişti peki? Bir kere, Obama’dan memnun musunuz?  Obama’nın yalnızca zarar verme gücüne sahip olduğunu ancak fark ettiğini, faydalı bir güce sahip olmadığını şimdilerde farkettiğini dile getiriyordu Wallerstein son yazılarından birinde. 

-Doğrusu Obama elinden geleni yapamıyor. Çünkü sistem bu kadarına izin veriyor. Ben kişisel olarak memnunum aslında Obama’dan. İyi niyet var, ama engeller de var. Bence Obama seçilmiş, ama yeterince ihtiyar sahibi değil.  Afro-Amerikan nüfus için onun başkanlığı kesinlikle psikolojik bir rahatlık sağladı. Ama bu daha başlangıç, bir son sayılmamalı. Dış ilişkilerde başarılı, ama İsrail’le konuşmalarında 67 sınırlarından söz açıp geri adım atması tipik örnek. Bir adım atıyor, geri çekiliyor. 

-Yeniden seçilecek mi sizce?

-Obama’yı,  kendisini çevreleyen koşullar dikkate alındığında, başarılı buluyorum. Yeniden seçilmesini umuyorum şahsen.  Seçilmeyecek olursa bu,  ekonomik krizin en zor dönemine denk düşmesi talihsizliği yüzünden olacak. İnsanlar Obama seçildiğinde onun iç problemlerin çözümünde başarılı, uluslararası alanda başarısız olacağını düşünüyorlardı. Ancak beklenin aksine uluslararası ilişkilerde çok başarılı, savaş ve savunma alanlarında da çok iyi bir idareci olduğu görüşü dile getiriliyor şimdilerde.  İç  ilişkilerde dış ilişkilere göre daha zayıf bir lider olduğu ve seçimleri kaybederse de bu yüzden kaybedeceği söyleniyor.  Yani genel olarak ekonomik problemlere bağlanıyor performansı. Yine de bana kalırsa bütün adaylar arasında en iyisi Obama. 

-Amerika’da Obama’yı başkanlık koltuğuna taşıyan süreç  Afro-Amerikan Müslümanlara nasıl yansıdı. Benim aklıma önce ibadet ve dini eğitim geliyor. Eğitim ve mescit toplanmaları alanında zorluklar yaşıyor musunuz?  Bu alanda hangi imkan ve handikaplardan söz edebilirsiniz?

-Özellikle Malcolm X’in ardından yüzyüze geldiğimiz problemler şöyleydi: İnsan hakları alanında sesimizi duyurmak, seçilme, çalışma hakları, toplumdaki beyaz adam bakışını değiştirme…  Biz geçen zaman içinde bunları aştık diyebilirim. Bu önyargı ve baskılardan kaçtık aslında. Nereye? İslam’a. Böylelikle sayımız arttı Müslüman olarak. Hıristiyanlıktan İslam’a kaçtık. Müslüman olunca, dışarıdan gelen Müslümanlarla irtibat kurmaya çalıştık, Malcolm’un vefatından sonra. Onun son nasihatıydı bize, dünya Müslümanlarıyla iletişim kurmamızı isterdi. Dışarıdan gelen Arap ve Pakistanlılarla irtibat kurmaya çalıştık, fakat ne yazık ki bazı Arap ve bazı Pakistanlıların bizlerle ilgili önyargıları olduğunu gördük. Hırsızlık yapıyorlar, onlara güvenilmez, gibi çekinceleri vardı. Eskiden yaşadık bunları. Afro-Amerikan Müslümanlar onların mescitlerine gidip gurbet hissi yaşadılar, bir daha da gitmediler. Bugün pek çok camii var, 3 blok ötede Mısırlıların camisi var mesela, hutbe Arapça’dır, az ötede Bangladeşlilerin camisinde Urduca vaaz verilir, dolayısıyla camiler arasında bir araya gelmeyi zorlaştıran bir dil farkı var. Bu bizim için büyük bir felaket. Bizim mücadelemiz önce beyaz adamlaydı, onu aştık, bu süreçte Müslüman olduk ve Müslüman kardeşlerimizin bizlerle ilgili önyargılarıyla karşılaşınca da şoka uğradık. Bizim için en önemli problem bu: Bu cami cemaatleri nasıl bir araya gelebilirler?

-Gerçekten çok sarsıcı bir tecrübe. Peki neler yapılabilir bütünlüğü sağlamak, önyargıları aşmak için?

- Ben İkra Mescidi’nin toparlayıcı bir rolü olmasına çalışıyorum. Burada sadece cemaat göçmen, imam Afro-Amerikan. Bu mescit açıldıktan sonra, bir yıl oldu, iki hafta geçmeden herkes Arapça ve Türkçe bilen ama İngilizce vaaz veren bir imamı olduğunu duydu, ünlendi mescidimiz. Cemaat sadece Afro-Amerikalılardan oluşsaydı algılayamayacağım bir şeyi fark ettim o zaman. Sadece Türkçe vaaz verecek olsaydım, Türklerin Müslüman olarak üstünlüğüne dair gizli söylentiyi mesaj olarak cemaate iletmiş olacaktım.  Biz Amerika’dayız. New York’tayız. Hayat burada İngilizce akıyor. Hemen herkes İngilizce biliyor, dolayısıyla yabancı bir dil de olsa İngilizce herkes için.

Yeri gelmişken,  Shair Abdul-Mani’nin bir tespitini aktarmak istiyorum, hani, Wisdom toplantısında konuşmasını dinlediğiniz profesör arkadaşım.  Şöyle söylüyor Shair: Otuz kırk yıl önce Afro-Amerikalılar için şöyle bir kural vardı, arka taraflarda oturmalıydık, orta ya da ön koltuklarda değil.  Şimdi ise gittiğimiz camilerde arka koltuklarda oturmamız bekleniyor. Belki biraz aşırı kaçan bir metaforlaştırma bu, ama bir fikir verebilir. Bizim sorunumuz başörtüsü yasağı gibi şeyler değil, kardeşlik.

Bize dışarından gelerek kültürel alışkanlıklarını, inanışlarını empoze etmeye çalışanlar oluyor. Mesela kadınların perde arkasında oturması… İslami olduğunu savunuyorlar, bu bize ayıp geliyor. Bir de isim değiştirme konusu var. Müslüman olunca isminin anlamı ne olursa olsun, değiştirmeni bekliyorlar.

Züleyha Hanım: Yeni bir yere taşınmıştık, kimse beni tanımıyordu. İsmim Marsha’ydı.  Züleyha olarak değiştirdim. Çok güzel bir derinliği var bu ismin, etkileyici. İsmini seçmen güzel bir şey, eski ismini de unutman gerekmez.

-S iz sonradan Müslüman oldunuz Züleyha Hanım, başınızı örttünüz. Zorluk yaşadınız mı?

-Hem evet, hem de hayır olacak cevabım. Amerika’da hicaplıysan, toplum tepki veriyor. New York’ta değil, hayır, burası istisnai bir yer. Güney’e doğru gidiyorsanız, bazı yerlerde insanlar hiç Müslüman görmemiş, başörtüsüne bir anlam veremiyor, bunu belli ediyor. Sabahtan akşama kadar bakışlar üzerinizde, evde kapalı değilseniz. Biz Alabama’da yaşadık. Ben otuz beş yıl yaşadım orada. Doğup büyüdüğüm yer. Şehirde  sadece bir Müslüman vardı, eşiyle Arabistan’dan gelmiş bir kadın. Düşünebiliyor musunuz, bir şehirde sizden başka sadece bir tek Müslüman kadın var. Fakat tereddüt etmedim, vecibe olduğu için örttüm başımı. İyi, doğru bir şey yapmak istedim.

Halil Bey: Yeni bir Müslüman için kendini zorlamak şart değil bu konuda, alışma süreci var, ama Züleyha’nın aklına yattı, içinden geldi. Bazen örtmek bazen açmak istemedi. Bir ay ört, bir ay aç, olmaz. Ertelemenin de anlamı yoktu.

-Kardeşliği sağlamanın güçlüklerinden söz ettiniz siz Halil Bey. Bu aslında bütün Müslümanların sorunu değil mi? Görüyorsunuz, Orta Doğu’da çatışmalar bitmiyor. Siz Suriye’de ve Yemen’de öğrenim gördünüz, toplumlarını tanıyorsunuz. Nasıl görüyorsunuz son bir yıl içinde Arap ülkelerinde yaşananları?

-Ben gittiğimde bu ülkelerde, özellikle Suriye’de kötülük, yoksulluk, baskı vardı. Devrimler beni mutlu etti. Umutluyum, ama aynı zamanda realist bir adamım ben, beklemek lâzım, süreç nasıl ilerleyecek. Suriye’de öyle bir baskı vardı ki, ben bunu hiç beklemiyordum ve şimdi de şok oluyorum, çocukları öldürdüklerini duyunca.  Dünyada kimsenin kabul edebileceği bir şey değil bu yapılanlar. Hiçbir hükümet de müdahale etmiyor. Bu daha da kötü. Biz Libya’ya müdahale ettik ABD olarak, ama Müslüman ülkeler bu konularda sessiz. Kardeşlik sorunları, çifte standartlar var. Müslümanlar kardeşlik kavramının önemini idrak etselerdi, kesinlikle müdahale ederlerdi olanlara diye düşünüyorum.

-İyi de ABD de bütünüyle masum değil Libya müdahalesinde…

-Değil tabii. Çünkü petrol var orada,  Suriye’de öyle petrol yok. Libya’nın petrolü nereye gidiyor? İngiltere’ye.

-Biz Afro- Amerikan Müslümanlara dönelim isterseniz. Malcolm X-Betty Şahbaz Kültür Merkezi’ndeki yazı levhalarını incelerken, Betty Hanım’ın Afro-Amerikan toplumda Afrika kimliğine dair bilinçlenmenin önemine dönük vurguları dikkatimi çekti. Afro -Amerikan Müslümanların mevcut kültürel sosyal durumu hakkında çok fazla şey bilmiyoruz, bizi biraz da olsa aydınlatır mısınız?

-Zor bir soru bu Cihan Hanım. Bizim kültürümüz aynı zamanda Amerikan kültürü, kaçınılmaz olarak. Belki Afrika kültürüne dönük kazı çalışmaları yapılabilir, fakat hiç bilmiyoruz Afrika kültürünü. Tamamen yabancı. Betty X’in bu konudaki düşüncelerine katılmıyorum. Biz oraları görmedik, yaşamadık Afrika’da, göreneklerini, usullerini, dillerini, yemeklerini bilmeyiz. Aslımız oraya dayalı, ama kendimizi oraya ait hissetmiyoruz. Çin ve Afrika bu açıdan benim için aynı. Betty X’in düşünceleri belli bir dönemin duyarlığını yansıtıyor. Kültürel öze dönüş dalgası vardı. Şimdi bazı Afrika ülkeleriyle, Senegal, Gine gibi ülkelerle vize sorunumuz yok, doğrudan gidebiliriz, arazi satın alabiliriz, bu ülkelerin hükümetleri böyle bağlantılar kurmak istediler zamanında, ama bence biz Afro-Amerikanız sadece. Amerikan vatandaşı olarak doğuyoruz. Siz Orta Asya’ya gidip yerleşmeyi düşünür müsünüz? Düşünmezsiniz muhtemelen.

Bunlar söylüyorum ama başka bir boyut elbet var, Afrika’ya uzak dursam da, yarın gitsem bir Afrika ülkesine, vatanıma döndü, derim, her Afro-Amerikan der bunu, anavatan gibi görürsün, ama oraya yerleşmeye gelince sıra, düşünürsün. Babam Gana’ya gitti, yerleşmek istedi, ömrü vefa etmedi. Malcolm X de Gana’ya yerleşmek istemişti. Hem artık bir de melezleşme olgusu var, Afro-Amerikalıların, bir de Kızılderili kanı var. Bende İrlandalı ve Kızılderili kanları var. Amerikan vatandaşıyız ama tek bir vatanımız yok. Ben Afrika’ya da, İrlanda’ya da gitmek istiyorum. Kızılderililere büyük ilgi duyuyorum.

- Peki, kimlik, aidiyet, vatan söylemlerinde Malcolm X’in tanımları hâlâ etkisini sürdürüyor mu?

-Hayır ne yazık ki, o kadar değil. Ben kişisel olarak çok etkilendim onun söylemlerinden, ama toplum lâyıkıyla tanımadı Malcolm’u, olmadı. İmam Shair arkadaşım, bizler bir kuşak olarak çok etkilendik. Yeni nesil Afro-Amerikalılar bilmez bile, Malcolm kimdir, ne demiştir…

İclâl: Müslüman beyazlara göre Müslüman Afro-Amerikalılar çok daha cesur, güçlü, mücadeleci bence. Beyazlar çekingen, kendi halinde. Müslüman olmayan Afro-Amerikalıların azımsanmayacak bir kısmı  Müslümanlara saygı duyuyor,  metroda, başka yerlerde buna şahit oluyorsunuz, örneğin sizi tesettürlü görünce saygı duyduklarını belli ediyorlar.

- Peki, İkra cemaatini nasıl değerlendiriyorsunuz Halil Bey? En çok hangi kesimler geliyor?

- Karışık. Her kesimden gelen oluyor. Cemaat en çok cuma namazı için geliyor. Hac gibi bir manzara gerçekleşiyor. Beş vakit namaz için sürekli gelenler az bence. 

-Söyleşimizin sonlarına yaklaşırken size çalıştığınız tez alanında bir soru sormak istiyorum. İslam Hukuku ve modernite arasında en büyük uzlaşmazlık alan ve konuları nelerdir sizce?

-Duha Suresi’nin son ayetini hatırlamak yerinde olur burada. “Ve her zaman Rabbinin nimetlerini an.” Nimeti Araplar, modernleşmeyle izah ederler. Ne büyük çelişki bu değil mi? Modernite ile şiddet kardeş gibi dünyamızda. Mesela bizim en büyük savaşlarımız, kolonyalizm, kölelik savaşları, Hitler, Stalin… izmlerle ortaya çıktılar ve bunlar modernitenin izm’leri. Komünizm, kapitalizm, sekularizm… 99 izmi var modernitenin, ama İslam’da da Allah’ın 99 ismi var. Allah tektir, modernizmin izmleri farklı tanrılarla yürüyor. Bir tür şirkler toplamı. Bu açıdan bir uzlaşma olması beklenemez kanımca.  Modernite’nin izmleri bazen Müslümanları İslam’ın isimlerinden kopartıyor, Müslümanlar bunu fark edemiyorlar.  Modernite’nin izmlerinin bazıları İslam’ın isimlerinde mündemiç.

-Bu konuda daha geniş konuşabilseydik keşke, ama karşılıklı olarak farklı programlara yetişmemiz gerekiyor. Türkiye ile bağlamak istiyorum söyleşimizi. Konuşmalarımız sırasında Türkiye yıllarının sizde iyi bir etki bıraktığına dair bir izlenim edindim ve buna seviniyorum. Bu bağlamda Türkiye’ye iletmek istediğiniz mesajlar var mı?

- Tecrübelerine dayanarak şunu söyleyebilirim: Türkiye’de şimdiye kadar gördüğüm en güzel, en nazik insanları tanıdım.  Türkiye son yıllarda komşularıyla ve diğer Müslüman ülkelerle çok iyi ilişki içinde, başarılı çalışmalar yapıyor, onlara sınırlarını açıyor, kültürel olsun, ekonomik olsun ilişkilerini hep geliştiriyor.  İşte bu Türkiye’nin ABD’de yaşayan Müslümanlarla da irtibat kurmasını bekliyorum ben.   Türkiye’nin İslam Tarihi’ni anlayabilmek açısından kilit bir ülke olduğunu, İslam Tarihi’nin son aşamalarının Türkiye merkezli olarak geliştiğini, insanların da bu tarihi anlayabilmek için öncelikle Türkiye’yi ve Türkler’i idrak etmesi gerektiğini düşünüyorum doğrusu.  Dolayısıyla ne kadar çok Amerikalı nüfus Türkiye’ye ilgi duyarsa İslam Tarihi’ni de daha kapsamlı olarak öğrenecektir. Bunun gerçekleşmesi için de ABD’de Diyanet’e bağlı camilerin aktifleşmesi, bilinç kazanımını önemsemesi, imamlarının çok iyi İngilizce biliyor olması ve vaazlarını da İngilizce vermesi gerektiği kanısındayım şahsen. Çünkü Türkiye ancak bu şekilde daha çok tanınabilir ve idrak edilebilir.   ABD’li Müslümanlarla Türkler arasındaki ilişkilerin gelişmesi ticaret gibi alanlarda da gerçekleşmeli. Türk komünitelerinin Türk olmaktan çıkıp daha ziyade global komünitelere dönüşmesi çok önemli  Müslümanların irtibatı açısından. Biz İkra Mescidi’nde işte bu dönüşümün bir örneğini vermeye çalışıyoruz.

Şunu da eklemek istiyorum: Afro-Amerikalılar mevcut Pakistan veya Arap komünitelerine, mescitlerine gittiklerinde karşılaştıkları bakışlardan fevkalade rahatsız oluyorlar, ancak İkra’ya gelen Afro-Amerikalılar Türklerin bakışlarından rahatsızlık duymadıklarını, kendilerini huzurda hissettiklerini söylerler hep.   Hal vaziyet böyle iken ve henüz Afro-Amerikan Müslüman cemaati Türk cemaatine olumsuz bir his beslememekte olduğuna göre, Türkler Afro-Amerikan cemaati bilinçlendirmede çok olumlu bir rol oynayabilir gibi geliyor bana.  Türkler ırkçı bir imaja sahip olmadıkları için, Afro-Amerikan topluma yepyeni bir perspektif sunabilirler. Bu iyi izlenim, Türklerin ırkçı olmadığı düşüncesi yani, Afro-Amerikan halkın İslam’ı öğrenmesi açısından çok önemli bir fırsat.  

-Bunu da sormak istiyordum: Malcolm X`in Türkiye’de algılanışı size nasıl görünüyor?

- İmam Malcom X’in Türkiye’de hayranlık uyandıran bir figür olduğuna tanık oldum. Türkler dürüstlüğü ve duruşuyla Malcolm’un sahih İslam’ı ABD’ye getiren kişi olduğunu düşünüyor.   Türkler Malcolm’u tanıma konusunda çok istekli, samimi, ancak bilgileri maalesef çok kısıtlı. Bu pozitif duruşun derin bilgilerle geliştirilmesi gerek.  İletişim kanalları çoğaltılmalı.

-Son olarak, Amerika’da İslam’ın geleceğini nasıl gördüğünüzü anlatır mısınız?

-Amerika’da yaşayan Müslümanlar gelecekte üçüncü alternatif,üçüncü  bir ses olacak toplum için, demokrat-liberal ve  cumhuriyetçi seslerin dışında.  Halihazırda bu iki ses toplumun tamamını aynılaştırıyor.  On, yirmi, elli sene sonra Müslümanlar üçüncü ses olarak toplumda ağırlık kazanacak. Önce Müslümanlar İslam’a dönecek, İslam ve Müslümanların kültürü arasındaki çelişki ve çatışmalar bir iki kuşak sonra çözümlenecek.  Kurumlar salt Müslümanlıkla değil, İslam’la ilişkilendirilecek. Müslüman okullarımız var şimdi ama İslami değiller, bunun gibi.

Muhtar (İkra’nin Libyalı müdavimi): 11 Eylül saldırılarından sonra bu doğrultuda önemli gelişmeler oldu aslında. 11 Eylül bu açıdan negatif bir reklam. İnsanlar araştırma yapmaya başladılar İslam hakkında, kütüphanelere gittiler, Kur’an okudular.  İslam ile Müslüman olan arasındaki farkları gördü okuyanlar. Müslüman olanların sayısı arttı.

Halil: Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır…

İclâl: Müslümanlar ahlaki standartlarını korumadıkları sürece, Müslüman olanların içinden bu yüzden geri dönenler de oluyor. Bazıları da İslam’dan geri dönmeseler de cemaatlerden uzaklaşıyorlar.

Halil Bey, çok teşekkür ediyorum vakit ayırdığınız, sorularıma cevap verdiğiniz için. Züleyha Hanım, İclâl, Mercane, Muhtar Bey, sizlere de teşekkür ediyorum.


Röportaj: Cihan Aktaş - İclal Birtek (Sait Çekmegil`in torunu) / dünya bülteni

Haberleri Paylaşarak Bilgiyi Anında Arkadaşlarınıza Ulaştırabilirsiniz.
Yorumlar
 
DİĞER HABERLER
SON DAKİKA
Tümü
Van

ÇAĞRI TV       İLKHA       İNZAR       KELHAAMED       NİSANUR       DUA      MUSTAZAF-DER      ÖZLEM AJANS      TESSEP

Yavuz Selim Mh. Mehmetçik sk. no:71 kat:2 Esenler/İstanbul Tel: (0212) 562 60 06 Fax: (0212) 562 60 16 Email: web@dogruhaber.com.tr Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.