22 Ağustos 2014
Cuma
Anasayfaya Dön Röportaj
Yazı Boyutu : 12 14 16

Kutsal Topraklarda Manevi Havayı Soludular

İnzar Umre Kampanyasına katılan 99 kişiye rehberlik eden Siyer araştırmacısı M.Bahattin Temel, kutsal topraklarda teneffüs ettikleri manevi havayı Doğruhaber`e anlattı. İşte, o kutlu ziyaretin ayrıntıları…
Eklenme : 24 Nisan 2012 Salı 11:32:00


İSTANBUL- Bir tesbih tanesi gibi bir araya gelen 99 kişi İnzar Umre Kampanyası dâhilinde kutsal topraklara gitti. 15 gün boyunca büyük manevi atmosferi yaşayan kafilenin kutsal yolculuğunu, kafile rehberi siyer araştırmacısı yazar Bahattin Temel’le konuştuk. Ziyaret boyunca her günü dolu dolu geçirdiklerini anlatan Bahattin Temel, yediden yetmişe herkesin bu havayı teneffüs etmesi gerektiğini belirtti. İşte, o kutlu yolculuğun ayrıntıları…

ÖNCE PROGRAM HAZIRLANDI

Umre ziyareti öncesinde böylesi bir sorumluluğun ağırlığını düşündüğünü belirten Temel, umre ziyaretini hakkıyla yerine getirebilmeleri ve güzel bir rehberlik yapabilmek için daha önce umreye gitmiş kişilerle istişareler yaptığını ve 15 gün boyunca kendini dünyadan soyutlayarak bir program hazırladığını belirtti.

Temel; “Böyle bir organizasyona sebep olduğu için Allah inzar dergisinin ecirlerini kabul etsin, hayırlarını kat kat arttırsın. Bundan sonra böyle hayırlı işlerin kat kat fazlasını nasip etmesini rabbimden diliyorum. Allahu Teala Müslümanların gayretini ve çabasını kendi rızası için kabul buyursun. Bu kafileyle gideceğimden iki hafta önce haberim oldu. Ben bundan haberdar olduktan sonra doğrusu böyle bir sorumluğu böyle bir yükü taşıyabilmem ve hakkıyla yerine getirebilmem konusunda doğrusu kendi kendime biraz kendi kendime sıkıntı yaşadım. Büyük bir kitle sizinle beraber gelecek böyle mübarek beldeleri gezip dolaşacaksınız, oradaki ibadet ve dualar için rehberlik edeceksiniz. Bunu hakkıyla ifa edebilmenin sıkıntılı olabileceğini düşünmüştüm. Bu sorumluluktan dolayı gitmeden önceki hafta tamamen kendimi bu programa kilitlemiştim ve dış dünyaya kapanmıştım. Oradaki zamanımızı nasıl en güzel şekilde değerlendirebiliriz diye düşündüm onun için daha önce bu tür organizasyon yapan ve bu turlarda rehberlik eden kardeşlerimizle ciddi bir diyalog içine girip orası ile ilgili bir program hazırladık. Nereleri ziyaret edebiliriz diye bir program yaptık. 15 günlük bir program hazırladık” dedi.

DÜNYAYI GERİDE BIRAKTIK ALLAH’A YÖNELDİK

Gidiş günü geldiğinde büyük bir heyecanın oluştuğunu anlatan Temel, şunları dile getirdi: “O coşkuyla uçağımıza bindik. İlk karşılaşacağımız Allah’ın evi Beyyutllah olduğu için uçak yönetiminden izin alarak uçağın ses sistemiyle kafilemizle beraber sayısı üç yüz kişiyi bulan diğer kafilelere bu konu ile ilgili bir konuşma yaptık. Allah’ın evine gitmek demek Allah’a misafir olmak demektir. Dolayısıyla bizler Allah’a misafir olmaya gidiyoruz. Ve kefenlerimizi giymek suretiyle O’na yönelmişiz. Çünkü dünyalık tüm bağları, dikili bir elbiseyi, bir çorabı dahi üzerimize almadığımız, onların hepsini geride bıraktığımızı tamamen iki parçadan oluşan kefenimizle birlikte Allah’a yöneldiğimizi ve Allah’a misafir olduğumuzu hatırlattık. Bu münasabetle bu gidişimizin ve dönüşümüzün bir olmaması gerektiğini yani nasıl dünyalık tüm şeyleri bıraktıysak günahlarımızı da, zaaflarımızı da bırakmak suretiyle Allah’a yönelmemiz gerektiğini umreci kardeşlerimize anlattık” dedi.

KA’BE KARŞISINDA İLK DUA

Uçakları indikten sonra Ka’beye doğru yola koyulduklarını ve sabah namazında Ka’be’ye vardıklarını ifade eden Temel, daha sonra yaşananları şöyle anlattı: “İlk olarak gittiğimizde kapılarda ve gümrüklerde fazla sıkıntı yaşamadık. Ama Cidde ve Mekke arasında 90 km olmasına rağmen yoğun bir trafik vardı. Ancak sabah namazıyla beraber Kabeyi muazzamaya ulaştık. Kardeşlerimizi selam kapısında giriş yaptık. Kardeşlerimize Ka’be’yi ilk gördüklerinde ilk bakışta yapılan duanın makbuliyeti konusunda uyardık. Allah resulü bu konuda hadisleri var. Bizde arkadaşlarımıza şöyle bir şey dedik “Kabe’yi muazzamayı görenler çok dua edeceklerini söylüyorlar ama Kabe’yi görünce yapacakları birçok duayı unutuyorlar. Siz Ka’be’yi ilk görünce, Ya rabbi daha önce yapmış olduğumuz hayırlı dualarımızı ve bundan sonra yapacağımız duaları bizim için kabul buyur. Kafilemizdeki Ka’be’nin heybeti karşısında büyük bir heyecana kapıldılar, ağlayanlar oldu. Hemen ardından tavafımızı yaptık ve sabah namazından sonra umremizi tamamladık” dedi.

“BİR YERE GİTMEDEN ÖNCE ORASI HAKKINDA BİLGİ VERİYORDUK!”

Temel; Arafat Dağı’nı ziyaret ettiklerinde orada özellikle üzerinde durdukları bir hususun olduğunu ve bu hususunda; kuru ve salt bazı simgeleri görüp ziyaret etmek olmadığını belirterek; “Amacımız, bu simgelerin ne anlama geldiğini zihinlere nakşetti. Özellikle Kabe nedir? Kabe’nin tarihçesi, günümüze kadar misyonu, Kabe’yi yani şuanda ziyaret etmemizin amacı maksadı nedir?. Hacerül Esved nedir? Bunları simge simge kendi kafilemizdekilere izah etmeye çalıştık. Bir yere gitmeden önce orası ile ilgili bilgi veriyorduk. Oraya ulaştıktan sonra yine orasıyla ilgili yerleri göstererek bilgi veriyorduk. Örneğin; Kabe Allah’ın evidir. Başta Hz. Adem (s.a) tarafından, sonra Hz. İbrahim (a.s) tarafından eliyle yeni inşa ettiği tevhid simgesi olduğunu izah etmeye çalıştık.”

“ŞUNDAN EMİN OLABİLİRSİNİZ Kİ; NEREYE BASARSANIR BİLİNKİ BİR PEYGAMBERİN AYAK İZİNE BASMIŞ OLUYORSUNUZ”

“Kâbe herhangi bir mimarı estetiği olmayan bir yapıdır. Eğer Kâbe’de o manevi hava olmamış olsa onun herhangi bir turistik maksadı yoktur. Kâbe’ye gidilince tamamen manevi bir atmosferi teneffüs ediyorsunuz. Örneğin Kâbe’ye ulaştığınızda, arkadaşlarımıza ulaştığımızda şunu söylüyorduk: ‘Şundan emin olabilirsiniz. Siz Kâbe’nin civarında nereye basarsanız biliniz ki siz bir peygamberin ayak izini basıyorsunuz. Siz Hz. Muhammed’in (s.a.v) ayak bastığı yerlere basıyorsunuz. Yani Kâbe’yi bu şekilde telakki edin.’ Bakın Allah (cc) haliline ‘benim beytim ziyaret etsinler’ diye onu müezzin olarak görevlendirdi ve oda insanları buraya çağırdı. Hz. İbrahim’in çağrısına biz ‘lebbeyk’ diyoruz. Onun çağrısına lebbeyk diyerek biz buralara geldik. Allah’a misafir olmuşuz. Allah’a misafir olduktan sonra her tavafta biz bir eksiklik ve zaafımızdan dolayı ondan kurtulmaya ve bir güzelliği inşa etmeye yönelik rabbimize söz veriyoruz. Her Hacerül Esved’in karşısına geldiğimizde ona ya el sürmekle yada onu istilam (uzaktan elle selamlayarak) etmekle Allah’a söz veriyoruz. Diyoruz ki; “Ya rabbi sana söz veriyorum. Allah’ın bizim için koymuş olduğu emir ve yasaklara bağlı kalacağımıza söz veriyoruz.”

“SAY YAPARKEN HZ. HACER ANNEMİZİN MİSYONUNU ÜSTLENİYORUZ”

M. Bahattin Temel Hoca, Safa ile Merve arasındaki say yapmalarını da şu şekilde anlattı: “Safa ile Merve arasında say yaparken Hz. Hacer annemizin misyonunu üstleniyoruz. Hz. Hacer annemiz biricik İsmail’i için Allah’tan ümit kesmemiş büyük bir ümit ve azimle defalarca Safa ile Merve arasında koşup gelmiştir. Zavallı bir kadın tamamen göçten kuvvetten kesilinceye kadar başka bir yerden yardım istememiş. İlk önce kendi öz gücünü ortaya koymaya çalışmış. Bu azim ve gayretle su aramaya koyulmuş. Bizde öz gücümüzü ortaya koymakla Hz. Hacer annemizi taklit ediyoruz. Büyük bir ümitle bizde su arıyoruz. Bizde İsmaillerimizin kurtuluşu için, neslimizin kurtuluşu için bizde ümit ışığı arıyoruz. Ama bizim içinde bulunduğumuz kuvvet kudret ve misyon Hz. Hacer annemizin kuvvet ve kudretiyle kıyaslanmayacak kadar farklıdır. Tüm bunlara rağmen biz niye bu kadar ümitsiz ve takatsiziz. Oysa niye Hacer güven ve teslimiyet dolu. Hz. İbrahim onu o çölde yalnız bırakınca “Ey İbrahim bizi burada bırakmayı senden rabbin mi istedi?’ İbrahim, ‘evet Allah’ın emridir’ deyince, ‘o zaman gidebilirsin. O bizden haberdar olunca hiçbir şeye ihtiyacımız olmaz’ diyerek Allah’a nasıl bir teslimiyet içinde olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bizim bacılarımız, kardeşlerimiz motivasyonla mücehhez olmak suretiyle say yapmalarıdırlar. Yoksa kuru kuru git orada gez dolaş her hangi bir misyonu icra etmeksizin o spor yapmak gibi davranmak kişinin şahsiyetine ve kişiliğini bir şey kazandırmayacağı kanaatindeyim” dedi.

“ARAFAT DUANIN KABUL EDİLMESİNİN MEKÂNIDIR”

Temel Arafat’ı ziyaretlerini de; “Arafat’a gidince Arafat’ta nasıl Hz. Adem ve Hz. Havva tanışmışlarsa orada bizlerde kadın erkek birbirimizle tanışmayı ünsiyet sağlamayı ve kadın erkek dava cihetinde İslam davasında omuz omuza vererek çalışmaların gerektiğine inanıyoruz. Arafat kişinin kendisini tanıma yeridir. Şunu unutmamak gerekir ki Hz. Adem Arafat’a gelmekle beraber kendi kusur ve eksiğini gördü. Kusur ve eksiğinin kendinde olduğun gördü Allah’a iltica etti Allah’ta ona mağfiret etti. Arafat duanın kabul edilmesinin mekânıdır. Orada ilk başta kişi kendisini ve tüm Müslümanlara dua etmek suretiyle babamız Hz Âdem’in duasının makbuliyetinin mekanında iltica ediyoruz. Orada bizde kendimize, tüm kardeşlerimize, dünya Müslümanlarına uzun uzun dua ettik” şeklinde anlattı.

PEYGAMBER SEVDASI OLMASA KİMSE O DAĞA TIRMANMAZ

Safa ve Merve arasında sa’y yaptıktan sonra Arafat’a çıktıklarını belirten Temel, daha sonra Sevr mağarasına çıktıklarını söyledi. Sevr mağarasında yaşadıkları duyguları anlatan Temel, şunları söyledi: “Gecenin üçünde sevr mağarasının olduğu yere çıktık. Sıcak olduğu için gece oraya gittik gündüz vakti oraya çıkmak çok daha zor. Yanımızda 70 yaşında olan kişilerde vardı. Onlarda tekbirler ve salavatlar getirerek azim ve coşkuyla oraya tırmandı. Biz orada çıkarken çok zorlandık. Üzerimizde bulunan elbise gece olmasına rağmen terden sırılsıklam oldu. Allah resulü günün en sıcak vaktinde güneş tam tepede iken Mekke’den oraya kadar 5 km yürüyerek gidiyor. Biz o yolu arabayla kat ettik. Unutmamak lazım peygamber efendimiz sevr mağarasına gidince 53 yaşındaydı. İnsan o duyguları orada his edince müthiş bir duyguya kapılıyor. Orada bir sohbet yapma imkanımız oldu. Gerçekten insanda peygamber sevdası olmasa oraya tırmanmak insanın aklına gelmezdi. 1400 yıldan fazla bir zamandır oraya giden yaşlı, genç, kadın-erkek ve çocuk oraya tırmanıyor. Sırf peygamber efendimizin çektiği meşakkatti anlamak için. Neler yaşadığını anlamak için. Ben onlarca eserde sevr mağarasına gidişi okudum. Ama hiçbirisi benim oraya gidip birkaç dakika da olsa tefekkürle de olsa hiçbirisi bana hicreti bu kadar anlamaya yetmemişti. Emin olabilirsiniz insan orada tefekkür edince Hz. Ebubekir’e imreniyor. İnsan diyor ki keşke bir yılan bir delikten çıkıp beni de ısırsaydı. İnsan bu kadar garip duygular içerisine giriyor. Dolayısıyla o yerleri kuru kuru ziyaret etmenin dışında dolu dolu mana itibariyle anlamam büyük bir önem arz ediyor. Biz bu duyguları Hira’ya çıkarken de yaşadık. Allah’ın peygamberi ne de sarp bir kaya sığınmış. Mekke müşriklerinde ve o şirk ortamından ne kadar bıktığını ve usandığını ve öyle bir yere sığınmış ki insanların ulaşmasını düşünmediği, insanların gitmesini düşünmediği bir yere gidiyor. Öyle sarp bir yerde kendini ibadete vermiş ki normal bir insan gidip orayı kolay kolay arayıp bulamaz. Biz hep kitaplarda Hira mağarasında iken melek indi ve vahiy indiğini okuduğumuzda bize farklı bir duyguyu veriyordu. Ama gidip bizzat orayı görmek insanda çok farklı duyguların oluşmasına sebep olduğuna şahit olduk” dedi.

“PEYGAMBER EFENDİMİZİN EVİNİN YANINDA KUTLU DOĞUM PROGRAMI DÜZENLEDİK”

Temel, umrede oldukları süre içerisinde yaptıkları telefon görüşmeleri ile kutlu doğum programlarından haberdar olduklarını belirterek; “Biz orada iken burada mevlid programlarının yapıldığını biliyorduk. Zaman zaman yapılan telefon görüşmelerinden haberimiz oluyordu. Bizde peygamber efendimizin doğduğu evin yanındaydık bizde orada peygamber efendimizin viladetini anlatan bir kutlu doğum programı düzenledik” dedi.

İBADET OLARAK UMRE

Temel, her ibadetin kendine has bir lezzetinin olduğunu, Umre gibi bir ibadetin oraya gidince daha iyi kavrandığını belirterek; “ Bizim çocuklarımız, gençlerimiz kesinlikle ömürlerinde bir defa bile olsa bu tür mekânları ziyaret etmelidirler. Burada dolu dolu bir program yaşayarak hayatları boyunca üzerlerinde bir ibadet izi taşıyacaklar. Çünkü duaların makbul olduğu mekânlarda bulunuyorsunuz. Gerçekten de o mekânlarda dua yapmaya öğreniyorsunuz. Ben şunu söyleyebilirim; unutabilirim düşüncesiyle halka halka şehir, şehir kardeşlerime düşünerek dua etmeye çalıştım. Ama burada iken insan öyle bir atmosfere giremiyor. Bir elimizi açtığımızda bir saat dua ediyorduk. İnsan duanın lezzetini orada alıyor. İnsan kâinat misali Kâbe’nin etrafında tevhidi simgeleyen renga renk insanlarla herkes konumunu, itibarını bırakmış bir bütün olarak Kâbe’nin etrafında dönüp dolaşıyorlar. Bu müthiş hengâme halinde insanda tavaf halinde oluyor. Tavaf boyunca tavafın dualarıyla birlikte kendi dilimizle dua etmeye çalıştık. Orada namazın ve ibadetin önemini insan daha iyi anlıyor. Tavaf sünnet ibadetinden daha makbuldür. Bu münasebetle her namazdan sonra bir tavaf yapmaya gayret vardı arkadaşlarımızda. Mescidi haramda kılınan bir vakit namaz diğer yerlerde kılınan namazda yüz bin kat daha efdaldir sevabı daha çoktur. Tüm namazlarımızı orada cemaatle kılmaya gayret ettik. İnsan ömrünün en verimli demlerini orada yaşıyor. Orada Kabe’ye bakmanın bile sevap olduğu bir yerde insan orayı terk edemiyor. Müthiş bir ibadet atmosferine giriyor insan. Mekke’de 10 gün Medine’de 5 gün kaldık. Bir telefon falan gelmezse insan evi bile hatırlamıyor. Tamamen insan kendini oraya bağlıyor. Ticaret işiyle uğraşan arkadaşlarımıza sorduğumuzda ticari hiçbir duygunun akıllarına gelmediğini söylediler.”

“ORADA KİŞİ DÜNYA VARLIKLARINDAN SOYUTLANIYOR”

“Kişi, kendini kâinatın sahibi aynı zamanda kendisinin Halık’ı olan Allah’ın huzurunda hissediyor. Şimdi böyle bir duygu nasıl körelebilir. Sen Allah’a misafir olmuşsun. Allah’a misafirlikte terki edep mümkün mü? Orada senin kalbin başka bir yere kayamaz. Orada kişinin dünya varlıklarından soyutlandığının en büyük delili bizim şuanda gittiğimiz dönem umrenin bile çok kalabalık olduğu bir dönemdi. Kadın erkek içiçe kadın nufüsü erkek sayısının yarısından daha fazlaydı. Buna rağmen herhangi bir insandan kötü bir olaya şahit olduğunu duymadım. Böyle bir durumda kalbinin teveşsüs etmesini tek bir şahıstan duymadım. Müthiş bir atmosfer var. Kâbe’nin kendine has bir manyetik alanı var.”

YENİDEN RESULULLAH’A BİAT ETTİK

Akabe Biatı’nın yapıldığı yere gittiklerini anlatan Temel, Allah Resulünün Medinelilerle yapmış olduğu biat gibi kafile olarak Allah Resulüne yeniden biat ettiklerini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Orda dedik ki, Ya Resulullah Medineliler Seni mallarını, canlarını ve çoluk çocuklarını korudukları gibi Seni koruyacaklarına dair nasıl Allah’a söz verdilerse biz de burada bu kadar yıl aradan sonra Sana söz veriyoruz. Senin dinini, Senin davanı, Allah’ın kitabını, sünnetini her şeyimizden daha üstün tutmak suretiyle Sana söz veriyoruz. Oraya gelecek saldırıları göğüslemek suretiyle çoluk-çocuğumuzu, anne-babamızı bu uğurda feda etmek suretiyle Sana söz veriyoruz” dedik.

BÜYÜK ŞEYTANI ALNINDAN VURDUK

Umre programında olmamasına rağmen şeytan taşlamayı da programlarına aldıklarını belirten Temel, şunları anlattı: “Gerçekten şeytanı taşlamanın ne olduğunu, ne anlama geldiğini, niye yedi taş, niye küçük şeytana, orta şeytana ve büyük şeytana ayrı taşlar atılıyor. Bunların mana mefhumları üzerinde durduk. Latife olsun diye arkadaşlarımız ne kadar taş toplayalım diye sordular biz de onlara, ‘kimin ne kadar zaafı varsa o kadar taş toplasın. Her bir zaafına karşılık bir taş toplasın’ dedik. Arkadaşlar taşları bu şekilde topladılar. Biz de toplu olarak saldırıya geçtik ve büyük şeytanı alnından vurduk.”

ZEMZEMDEN SONRA EN HAYIRLI SU

Daha sonra Hudeybiye Barış Antlaşmasının yapıldığı yere gittiklerini dile getiren Temel, “Biz orada o atmosferi teneffüs etmeye çalıştık. Biz Rıdvan ağacının altında Resulullah’ın manevi şahsına beyat ettik. Aynen sahabelerin yaptığı gibi biz de biat ettik. Yine Cirane bölgesine gittik. Burası Huneyn savaşından sonra ganimetlerin toplandığı yerdir. Orada Allah Resulü’nün mübarek eliyle bir mucizenin neticesi olarak çıkan suyu tattık. O su gerçekten mübarek bir suydu. Allah Resulü (sav) zemzemden sonra en hayırlı su olduğunu söylüyor. O su gerçekten zemzem kadar lezzetli bir suydu. Taif dönüşünde cinlerin gelip Resullulahı gizlice dinleyip iman ettikleri ve Cin Mescidi adı altında yapılan mescide gittik. Orada Taif’te yaşananları anlattık ve Taif dönüşünden sonra yaşananları hatırladık. Cennetül Mualaya gittik. Orada Hz. Hatice validemizin metfun olduğu yeri ziyaret ettik. Yine Müslümanların üç yıl boyunca boykota tabi tutulduğu Şibbi Ebu Talib’e gittik. İnsan gidip oraları bizzat görünce ve oraları tanıyınca çok farklı duygular hissediyor” dedi.

HER MEKÂNDA HZ. RESULULLAH

Kutsal toprakların her karışında Hz. Peygamberin izinin olduğunu belirten Temel, oradaki duygu yoğunluğunu şöyle anlattı: “Mekke’nin her karışı insana Allah Resulünü ve sahabeleri hatırlatıyor. Medine’de ise Resullulah (s.a.v) kokusu daha çok burunlarda tütüyordu. Her adımda Allah Resulü’nün izi görünüyor. O kendisini ziyaret edenleri gördüğünü ve selam verenlerin selamlarına karşılık verdiğini insan hissediyor. Onun bizzat namaz kıldığı mescidde namaz kılıyor insan. Onun ötesinde Ashab-ı Sufa’nın bulunduğu mekanı bizzat siz de ziyaret ediyorsunuz. Onun Medine’de yaşadıklarını teneffüs etmeye çalışıyorsunuz. Okçular tepesine çıkıp Uhud savaşının bizzat cereyan ettiği yeri kendi gözlerimizle gördük. Orada savaşın cereyan ediş şeklini, Peygamberimizin ve sahabelerin düştüğü durumu gözyaşları içeresinde hatırladık. Orada çok duygulandık. Bununla beraber Hendek savaşının izlerini insan orada teneffüs ediyor. Allah Resulünün Medine’ye hicret ederken uğradığı Kuba Mescidi’ne gidiyorsunuz. İsmi Kur’an-ı Kerim’de takva üzere inşa edilen ve takvayla yoğrulan o mescitte gidip namaz kılıyorsunuz. Hem Mekke’de hem Medine’de bu izleri görmek mümkündür. Ben yıllardır siyer ile ilgili araştırmalar yapıp onlarca kaynaktan araştırma yaptım. Ama gidip bizzat görmek ile okumak arasında çok fark var. Allah resulünün hayatını pratize etmek onun misyonunu üstlenmek daha farklıdır. Ali Şeriati bu konu ile ilgili çok güzel bir değerlendirme de bulunuyor. Şöyle diyor: “Allah resulü 13 yıl Mekke’de 10 yıl medine’de mücadele etmiştir. Ben oraya her gidişimde on üç günümü Mekke’de, on günümü Medine’de geçiriyordum. Yani her bir yıla bir günü sığdırmaya çalışıyordum” yani hakikatin bize on beş gün az geldi. biz on gün Mekke’de kaldık tadı damağımız da kaldı. Ama Medine’de günlerimiz göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Mekke ve Medine’de ki havayı teneffüs etmek için 15 gün çok az geliyor.”

“VERDİĞİNİZ SÖZLERİ UNUTMAYIN”

Ziyaret dönüşü farklı bir hayat yaşamak gerektiğini ve insanın kutsal topraklarda Allah’a verdiği sözde durması gerektiğinin altını çizen Temel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hadis-i Şerif’ten beşaretiyle Kâbe’yi Muazzama’yı ziyaret eden ve orada Tevbe-i Nasuh eden anasından doğmuş gibi günahlardan arınıyor. Böyle bir durum söz konusuysa oraya giden insanlar arı duru geri dönmektedir. Dolayısıyla bu arı duru dönüşlerini gerçekten kirletmemelidirler. Bu konuda ciddi bir hassasiyet göstermelidirler ve ne pahasına olursa olsun değişmelidirler. Biz de bunun üzerinde çok durduk. Israrla arkadaşlarımıza gidişiniz ve dönüşünüz bir olmasın diye tembihledik. Dönerken farklı dönün. Sebat edin orada verdiğiniz sözleri hiçbir zaman unutmayın dedik.”

“O MÜBAREK TOPRAKLARDA Kİ EN BÜYÜK SIKINTI, SUUDİLERİN ÇIKARDIĞI SIKINTILARDIR”

Temel Umre ziyaretlerini anlatırken önemli bir konuya da parmak basıyordu aynı zamanda. Suud yönetiminin kutsal beldelerde ne tür engellemeler çıkardığını da şöyle açıkladı: “Biz mümkün mertebe gidilebilen her yere gitmeye çalıştık. Ama bazı yerler var ki Suud yönetimi oraya gidilmesine izin vermiyor. Örneğin Bedir’e gidemedik, Huneyn savaşının yaşandığı yere gidemedik. Taif’e gidemedik. Niye çünkü Suudilerin kanuna göre buralara gitmek yasak. O mübarek topraklarda ki en büyük sıkıntı Suudilerin çıkardığı sıkıntılardır. Vahhabi zihniyetinin bir tezahürü olarak mesela Kabe’ye dokunuyorsunuz “şirk, şirk, haram, haram” diye bağırıp çağırıyorlar. Medine’de de bu sorunu gördük Resulullah’ın (s.a.v) kabrinin olduğu ravza karşısında durup bir dua etmek yada selam vermek istiyorsunuz “ya Resullulah Allah’ın selamı senin üzerin olsun” demek istiyorsun. Orada bir arzuhal yapmak istiyor insan. Medine’ye gittik yeşil kubbenin karşısında boş alanda durup Allah Resulünü ziyaret duası yapıyoruz. Oradaki Suudi polisleri gelip ‘gidin buradan, ne yapıyorsunuz’. Mesela Cennetül Baki’ye gidip, Hz. Fatıma’nın, Hz. Hasan’ın ve diğer sahabelerin Resulullah (s.av)’ın tahir zevcelerinin kabri ve on bin sahabenin metfun olduğu yerdir orası. Biz oraya ziyaret etmek işitiyoruz. Orası sürekli kapalı oluyor. Kısa süreliğini bazen açıyorlar. O zamanda ellerinde bir metrelik sopalarla jandarmalar sanki savaşa gelmiş gibi orada bekliyorlar. İnsan oraya gidince bağırıp çağırıyorlar. Bir gözyaşı döküp duygulanınca sanki durup dua etmen müşrik oluyorsun gibi bir hava estiriyorlar ve saldırıyorlar. Kendi düşüncelerini ve fikirlerini İslam ümmetini dayatıp, böyle çirkin bir iş yapmaya çalışıyorlar.

“KRALIN SARAYI KÂBE’Yİ DARALTMIŞ”

“Bunun ötesinde o mübarek topraklarda istediğiniz yere gidemiyorsunuz. Bedir ve Taife gitmek istiyorduk. Ama yasak olduğu için gidemedik. Çünkü sen harem bölgesi dışına çıkamıyorsun. Suudi yönetimi buna izin vermiyor. Biz oradan dönünceye kadar Suud ailesini çıkardıkları zorluklardan dolayı beddua ettik. Kralın sarayı Kâbe’yi daraltmış. Bir saat kulesi inşa etmişler Hilton otellerinin tepesine ben dikkat ettim hacılar Kâbe’nin muazzemiyetine karşın hep saat kulesinin fotoğrafını çekiyorlar. O saat kulesinin en tepesinde bulunan hilalin içinde 6 tane kral dairesi var ve her bir daire 200 m².”

“O SAAT KULESİ KÂBE’NİN MUAAZEMİYETİNE KARŞIN EBREHE’NİN KURMUŞ KİLİSEYE BENZİYOR”

“Mekke’de nerede olursanız olun o saat kulesi görünüyor. Mekke’den kilometrelerce uzakta olmamıza rağmen yine o saati görüyorduk. O saat kulesi Kâbe’nin muaazemiyetine karşın Ebrehe’nin kurmuş olduğu kiliseye benziyor. Birileri sanki Kâbe’ye alternatif bir şey yapmak istemişler. Biz oranın Suud ailesini elinden kurtulması için dua ederek “Ya rabbi burayı tek bir grubun, tek bir ailenin eline koyma.” Çünkü bu tür yerler İslam ümmetinin ortak malıdır. İslam ümmetinin ortak yönetimince idare edilmesi lazım. Tüm Müslümanlar buraya ortak olmalıdırlar ve ortak bir idareyle orayı idare etmeleri lazım. Haremeyn bölgesinin öyle olması lazım.

KUTSAL TOPRAKLARA GİTMEK İÇİN GAYRET GÖSTERİLMELİ

Herkesin o kutsal topraklara gitmek için bir gayret içinde olması gerektiğini vurgulayan Temel, “Oraya gitmek için mutlaka arkadaşlar kendi imkânlarından kısıp buraya gitmek için bir gayret içinde olsunlar. Gitmek için azimli olsunlar, gayret ve çaba içerisinde bulunsunlar. Orada manevi havayı teneffüs etmeye kesinlikle her Müslümanın ihtiyacı vardır. Böyle bir şey onlar için gereklidir, kendi çocukları için gereklidir. Düşünün biz herkes için dua ettik. Dolayısıyla onlar da oraya gidince dua edebilirler. Birçok kişi oraya gitmeye imkânımız yok, diyor. Özellikle sigara içen kardeşlerimiz sigaralarını bıraksalar oraya verdikleri para ile umreye gidebilirler. Oraya gitmek için günlük ihtiyaçlarımızı ve ailelerinin yaptıkları masrafları kısıtlasalar birçok kişi o mübarek topraklara gidebilir.”

Şükrü Gündüz / Doğruhaber Gazetesi

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN!

DİĞER HABERLER
SON DAKİKA
Tümü
YAZARLAR
Tüm Yazarlar