30 Temmuz 2014
Çarşamba
Anasayfaya Dön
Yazı Boyutu : 12 14 16

Kur`an Dersi Halkasına Dahil Olalım!

Salih, okuldan eve dönüyordu. Evlerinin yakınındaki bir caminin kapısına asılı bir afiş dikkatini çekti. Biraz yaklaşınca afişin Kur`an öğrenimine davetle ilgili olduğunu gördü. Afişteki Hadis-i Şerif dikkatini çekti:
Eklenme : 27 Aralık 2011 Salı 11:30:00
Kur’an okuyan ve okuduğu ile amel eden mü’minin örneği, tadı güzel kokusu güzel turunç meyvesi gibidir. Kur’an okumayan, ancak onunla amel eden müminin örneği de tadı güzel ancak kokusu olmayan hurma gibidir…” devamını okuyamadı. İrkilerek kendine baktı. Sonra kendinden utandı. Çünkü uzun zamandır Kur’an okumayı ihmal etmiş, namazlarında gevşek kalmıştı. Babası Mahmut Bey’in hatırlatmalarında ise okulu, derslerini bahane etmişti.

Çiçekler, kokularıyla cezbedici olur. Birçok şeyi sevmemiz ya da onlardan nefret etmemiz etrafa yaydıkları kokular sebebiyledir. Oysa kendisi şu haliyle kokusu olmayan bir hurma gibiydi. Hem de amellerinde de gevşekti. Belki bu gevşeklik ondaki tadı da çoktan almıştı.

Geçen ay, İstanbul’daki kuzeni ona bir mektup yazmıştı. Yazılıları olmasına rağmen mektubu defalarca okumuş, sonra tekrar okurum diye de mektubu çekmeceye koymuştu.

Oysa Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ımızın bizlere Hazret-i Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla gönderdiği mektup değil miydi?

Bu mektup, hayatımızın huzur bulması için İlahi buyrukları içermiyor muydu?

Bu mektup daha çok okunmaya ve içindekilerle amel etmeye layık değil miydi?

Ah, nasıl bunları düşünmemişim?” diye kendini suçladı.

“Hayır, ben böyle olmamalıyım! Kur’an okumaktan ve onunla amel etmekten uzak kalmamalıyım. Hemen yarından tezi yok bu camiye gelip Kur’an okuyuşumu düzelteceğim ve her gün az da olsa düzenli Kur’an okuyacağım!” diye konuştu kendisiyle.

Akşam, bu kararını babaannesi Ayşe Hanım’la paylaştı. Ayşe Hanım, buna çok sevindi. Kendisi de bu yaşa kadar Kur’an okumamıştı. Torununun bu aşkı, onda da Kur’an’ı öğrenme arzusu oluşturdu. Torunu Salih’i dizlerinin dibinde oturttu ve onun saçlarını şefkatle okşayıp şunları söyledi:

“ Evladım! Yaz denince kimilerinin aklına tatil, kimilerinin aklına gezip tozma gelir. Müslüman çocuk için ise yaz mevsimi Kur’an-ı Kerim’le buluşma, coşma; Kur’an’ı öğrenme ve öğretme zamanı olmalıdır. Geçenlerde bir sohbette Hoca Hanım da bu konuyu anlatıyordu. Aklımda kaldığı kadarıyla dedi ki, Peygamberimiz Hazret-i Muhammed aleyhis selatu vesselam buyuruyor ki: “Aranızda en hayırlınız Kuran’ı öğrenen ve öğretendir.” O halde hayırlılar kervanına katılmak için camilere, Kur’an dersi veren kurslara veya evini Kur’an dersi için açan evlere koşalım!

 Senin bu hassas davranışın beni çok etkiledi. Bundan sonra sen Camiye gider, ders alırsın! Gelir, öğrendiklerini bana öğretirsin. Ben de belki şu ahir ömrümde senin sayende Rabbimin kelamını okumuş olurum. Bakarsın, bu vesileyle biz de hayırlılar kervanına layık oluruz.”

O günden sonra Salih, sözünde durmuş. Şevk ve arzuyla camiye koşmuş, öğrendiklerini babaannesi Ayşe Hanım’a öğretmiş. Bir zaman sonra küçük kardeşi Nuray da Kur’an dersi almak için Salih’in yanına gelmiş. Böylece ders halkası yeni bir öğrenci kazanmıştı.

Ne dersiniz, sevgili çocuklar? Biz de Kur’an dersi halklarına yeni öğrenciler kazandıralım mı? Şimdiden büyük bir sesle “EVEEET!” dediğinizi duyuyorum.

İBRAHİM DAĞILMA

 

++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

ANNE HAKKI!

Yemen ülkesinin Karan Köyünde Üveys adlı bir genç yaşardı. Deve çobanlığı yapan, çok yoksul bir gençti. Yaşlı anasından başka kimsesi yoktu. Yoksul olmasına yoksuldu ama dağ gibi bir imanı vardı. Peygamberimizi görmeden Müslüman olmuştu.

Üveys putlara tapmıyordu. Sürekli çöllerde dolaşıyor, Allah`a ibadet etmekle vakit geçiriyordu. Karan Köyünde Üveys ve annesinden başka herkes putlara tapıyordu. Üveys onlarla mücadele ediyor, bıkmadan insanlara İslâm`ı anlatıyordu.

Ancak ne yazık ki Üveys mutlu değildi. Çünkü Peygamberimizden çok uzak bir yerde yaşıyordu. Hâlbuki Peygamberimizi görmek, onunla konuşmak istiyordu. Peygamberimizi çok özlemişti. Ama yaşlı annesini bırakıp Medine`ye Peygamberimizin yanına gidemiyordu. Çünkü yaşlı annesine bakacak kimse yoktu.

Üveys bir gün dayanamadı. Yaşlı annesinin önünde diz çöktü:

— Anneciğim! Diye konuştu. Artık dayanacak gücüm kalmadı. Peygamber Efendimizi görmek istiyorum. Lütfen izin ver!

Üveysin annesi duygusal bir sesle:

— Oğlum, diye karşılık verdi. Bu yaşlı, hasta anneni kime bırakıp gideceksin?

— Çabuk gider gelirim. Fazla vaktimi almaz.

             Üveys`in annesi hüzünle gülümsedi. Sonra:         

— Benim melek evlâdım! Diye sözlerini sürdürdü. Peygamber aşkı senin aklını başından almış. Burası ile Medine arasında millerce yol var. Haftalar sürer senin yolculuğun. Ayrıca yayan gitmen lâzım. Ne bineceğin bir deven var, ne de bir atın. O sıcak çöllerde aç, susuz ve bineksiz nasıl günlerce yolculuk yaparsın?

              Üveys kararlılıkla:             

— Peygamber efendimizi bir kere bile olsa görmek için her türlü sıkıntıya hazırım! dedi. Yeter ki sen izin ver...

Üveys`in annesi çaresizlik içinde:

— Pekâlâ, git oğlum, diye konuştu. Madem çok istiyorsun, git... Ancak bir şartım var.

Üveys sevinçle annesinin elini öptü. Gülerek:

— Her şartın başım üstüne! dedi. Şartın ne?

— Medine’ye gidince doğruca Peygamberimizin evine varacaksın. Kapıyı çalacaksın. Eğer Peygamberimiz evde değilse, hemen geri döneceksin. Beklemek yok. Anlaştık mı?

— Anlaştık.

— Söz veriyor musun?

— Evet.

Üveys hazırlığını yaptı ve yola koyuldu. Günlerce ve haftalarca çölde yolculuk yaptı. Yorulmak nedir bilmedi. Aç kaldı, susuz kaldı, terledi ve kum fırtınalarına yakalandı. Ama bunların hiçbirine aldırmadı.

Sonunda bir sabah Medine şehrine vardı. Peygamberimizin evini sora sora buldu. Kapısını heyecanla çaldı. Kapıyı Peygamberimizin hanımı açtı. Üveys heyecanla:

— Resulullah evde mi? diye soru.

Validemiz merakla bu garip adama baktı. Yavaşça:

— Sen kimsin? diyerek soruya soru ile cevap verdi.

— Adım Üveys el-Karanî... Deve çobanıyım. Resulullah`ı görmeye

geldim.

— Yabancısın o hâlde.

— Evet. Yemen`den geldim.

Kalbi heyecandan yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Biraz sonra sevgili efendisini görecekti çünkü. Canından çok sevdiği Peygamberini görecekti. Yıllardır bu günün özlemiyle yaşamıştı.

— Peygamberimiz Medine dışında, onu görmek istiyorsan, beklemelisin! Üveys`in yüzü sapsarı kesildi. Titrek bir sesle:               

— Resulullah evde değil mi? diye sordu.                            

- Hayır.

Dünya Üveys`in başına yıkılmıştı âdeta. Kocaman adam hüngür hüngür ağlamaya başladı.

— Niye ağlıyorsun?

Üveys üzgün bir sesle:

— Anneme söz verdim, diye konuştu. Resulullah`ı evde bulamazsam, hemen geri döneceğimi söyledim ona.

Daha sonra Üveys:

— Resulullah’a selâmımı söyleyin lütfen! diye yalvardı. Buluşmamız ahirete kaldı artık! İnşallah Allah cennette bizi buluşturur.

Üveys ağlayarak Medine`den ayrıldı. Peygamberi görmeyi çok istemesine rağmen, annesine verdiği sözü tuttu. Çünkü o anne hakkının İslâm`da ne kadar kutsal olduğunu biliyordu. Annesini üzdüğü zaman, Allah`ı da üzmüş olacağının farkındaydı. Üveys, bunu hiçbir zaman yapmazdı. O gerçek bir Müslüman’dı...

SADULLAH AYDIN


DİĞER HABERLER
SON DAKİKA
Tümü
YAZARLAR
Tüm Yazarlar