| 12 Eylül 2011 Pazartesi 11:27:00 |
![]() |
12 Eylül’e dair küçük ama acı bir hikâye. Yer, Mardin Mazıdağı
Küçük bir ilçede bile büyük acılar çekildi
Türkiye bir döneme damgasını vuran 12 Eylül askeri darbesinin acılarını hala silemedi ve öyle kolay kolay da silineceğe benzemiyor. Sivil vesayetin ülkeyi yönetemediğini düşünen cuntacılar, bir sabah ülkeye el koydular. Ülkede yaşanan acılara acı katan bu girişim ülke tarihine kara bir leke olarak geçti. Binlerce insan cezaevlerine atıldı, en acımasız işkencelerden geçirildi. Uygulanan işkenceler birçok kişide kalıcı bedensel ve psikolojik izler bıraktı.
Biz de bu acılara maruz kalan Hüseyin Şani ile başından geçen olayları konuştuk. Darbe yıllarında Mardin’in Mazıdağı ilçesinde ikamet eden Şani, küçük bir ilçe olmasına rağmen cuntacılar tarafından halka büyük zulümler reva görüldüğünü belirtti. İşte, o acı dolu günler…
İhtilalden önce nasıl bir düşünceye sahiptiniz. O dönem Mazıdağı’nda ne tür fikirler vardı?
17 yaşındayken ihtilal günü gözaltına alındım. Gençliğin verdiği bir heyecan vardı. Aslında ortada herhangi bir dava da yoktu. O dönemde Mazıdağı gibi küçük bir yerde birçok değişik görüşler vardı. Bu görüşler bizlere sol örgütlerin fikirlerini benimsetmeye çalışıyorlardı. Herkes bizimle ilgileniyordu. Bir gün birileri geliyor diğer gün başka birileri gelip fikirlerini anlatıyorlardı.
Olaylar ne zaman başladı? İlçenizde genellikle hangi yapılnmalar vardı?
Olaylar 78’den sonra başladı. Normalde bu tarihten önce Mazıdağı’nda herhangi bir olay yoktu. Dernekler dahi kurulmamıştı. Daha sonra ilçede çok sayıda değişik sol görüşlü dernek kuruldu. Mesela KUK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş) örgütü büyük ölçüde Mazıdağı’na hâkimdi. Bunun dışında DDKD, Ala Rızgari, Özgürlük Yolu ve henüz PKK ismini almamış Apocular gibi örgütler vardı. Herkes bir çalışma yapıyordu. O dönemde Mardin ve çevresinde sık sık ölümlü olaylar oluyordu. Fakat Mazıdağı merkezinde o süreçte hiçbir kanlı eylem olmadı. Bazı ateşli tartışmalar oluyordu ama kanlı bir çatışmaya dönmüyordu.
Darbeden önce ne işle meşgul oluyordunuz?
Dayımın bir fotoğrafçı dükkânı vardı. O askere gittikten sonra dükkânına ben bakıyordum. Bu Mazıdağı’nın tek fotoğrafçı dükkânıydı. O yüzden ilçede hemen hemen herkes beni tanıyordu. Gelen giden çok oluyordu. Değişik fikirde, düşüncede insanlar dükkâna gelirdi. Her gelen kişi kendi propagandasını yapıyordu.
İhtilalin olduğu gün nasıl gözaltına alındınız ve o gün neler yaşadınız?
İhtilal günü evde yatıyordum. Askerler evimizi basmışlardı. Birden evin içine asker doldu. Sonra beni aldılar. İlçe Garnizon Komutanlığı’na götürdüler. Mazıdağı’ndan ben dâhil 12 kişi tutuklanmıştık. Orada bizi bir gece tuttular. Gece vakti askerler gelip hücreden yalnızca beni alarak garnizonun yemekhanesine götürdüler. Üç kişi beni coplarla bir süre dövdüler. Dayak atmaları uzun sürünce sesimi birilerine duyurmaya çalıştım. Bağırmalarım dışardan duyulunca dayak atmayı kestiler. (Meğer ihtilalden önce garnizonun aşçısına yol vermediğimden dolayı o dayakları yemişim). Ertesi gün halk toplanmış, tutuklamalara tepki vermişti. Tutuklanmamızın ertesi günü gözlerimizi bağlayıp, bizi bir arabaya bindirerek bilmediğimiz bir yere götürmek üzere yola çıkardılar. Nereye gittiğimizi bilmiyorduk; ama sonradan bizi Mardin Jandarma Tugayı’na götürdüklerini öğrendik.
Peki, götürüldüğünüz yerde askerin size karşı tutumları ve bulunduğunuz ortam nasıldı. Neler yaşadınız?
Bizi çok küçük bir odaya almışlardı. Bizleri tuvalete götürürken bile gözlerimizi kapatıyorlardı. Bir gün yine tuvaletlerin olduğu yere gittiğimizde üzerlerindeki elbiseleri simsiyah olmuş, yüzleri sararmış bazı insanlar gördük. Anladık ki bizden başkaları da tutuklanmıştı. Daha sonra Nusaybin’den birkaç kişiyi bizim odaya getirdiler. O küçücük odada artık uzanacak yer bile kalmamıştı. Uyumak için sırt sırta verip öyle uyuyorduk. Günlük hepimize sadece 10 litre su veriyorlardı. Ve müthiş bir sıcaklık vardı. Anahtar deliklerini dahi tıkamışlardı. Pencereler boyanmıştı. Kapı altları bile kapatılmıştı. Adeta nefes alacak yer bile yoktu. O kadar ter akıyordu ki, günde bir iki defa atletlerimizi sıkmak zorunda kalıyorduk.
Sorgular nasıl başladı? İşkence edilen insanların durumları nasıldı?
O odada birkaç gün kaldıktan sonra bizi büyük hangar gibi bir yere aldılar. Sayımız gün geçtikçe artıyordu. Artık beş yüze yakın kişi olmuştuk. O arada sorgu adı altında işkenceler başlamıştı. Sürekli işkence sesleri geliyordu. İnsanın psikolojisi bozuluyordu. İlk olarak Mardin merkezinden 65 yaşlarında ihtiyar bir amca götürüldü. İhtilal günü asker o amcanın iki oğlunu aramış, bulamayınca onu gözaltına almışlardı. Sorguda oğullarının yerini sormuşlardı. Amcayı müthiş bir şekilde dövmüşlerdi. Geldiği zaman elleri, kolları kımıldamayacak haldeydi. Daha sonra sorgu sırası Mazıdağlılara gelmişti. İlk olarak Mazıdağı’nda ‘müftü’ lakabıyla tanınan bir kişiyi aldılar. Bu kişinin hiçbir suçu yoktu. Amcasını bulamayınca onu getirmişlerdi. Sorguda ısrarla amcasının yerini sormuşlar, adam bilmediğini söylemesine rağmen ona inanmamışlar ve işkence etmişlerdi. Daha sonra onu işkenceden getirdiler. Vücudu adeta simsiyah olmuş, göğsünde bot izleri vardı. Kendinde değildi. Bez ıslatıp yaralarının üzerine koyuyorduk. Bayılmış, kendinden geçmişti. Artık olacak gibi değildi onu battaniye içine koyup tedavi etmeleri için askere verdik. Askere teslim ettikten sonra ondan herhangi bir haber alamadık. Bildiğim kadarıyla şu ana kadar ailesi onun ölü mü, sağ mı olduğunu bilmiyorlar. Akıbeti belli olmadı.
Ne tür işkencelere maruz kalıyordunuz?
Her sorguya alınan kişi adeta şekil değiştirip geliyordu. İşkenceler genellikle gündüz yapılıyordu. İstisna olarak bazılarını gece sorguya alıyorlardı. Ama gece sorguya alınan kişiler genellikle geri dönmüyorlardı. Sonradan bazılarının öldürülüp yol kenarlarına atıldığını duyduk. Kaba dayak vardı. Sert kablolarla, coplarla vuruyorlardı. Elektrik veriliyordu. Hakaret ve küfürler ediliyordu. Her gün onlarca kişi işkencelere dayanamayarak bayılıyordu.
Sizi sorguladıklarında neler sordular? Neler yaşadınız?
Mazıdağı grubundan en son beni sorguya aldılar. Beni odaya koydular. Odanın içinde su vardı. Bana “kaç kişi öldürdün, hangi örgüte üyesin?” gibi sorular soruyorlardı. Sonra “Siirt’te, Batman’da eylemlere katılmışsın, elimizde fotoğrafların var” diyorlardı. Oysa ben hiçbir zaman bir olayın içinde olmamıştım, söyledikleri gibi hiçbir zaman Siirt’e de gitmemiştim. Bana elektrik veriyorlar, sorularına istedikleri cevapları vermeyince dozajı artırıyorlardı. Tavana küçük tüpler asmışlar, onunla bize vuruyorlardı. Belli bir süre işkence yaptılar. Daha sonra gözüm kapalı bir şekilde önüme bir dosya koydular. Bir sürü imza attım. Beni serbest bırakacaklarını söyleyip tekrar tutukluların olduğu yere götürdüler.
Ailelerinizin nerde olduğunuzdan haberleri var mıydı?
Evet, haberleri olmuştu. İnsanlar perişan olmuştu artık. Ailelerimiz bir şeyler getirip bizlere teslim edilmek üzere askere veriyorlardı. Ama bize ulaşmıyordu. Tabi bizim dışarısıyla bağlantımız kesilmişti. Bundan dolayı olup bitenlerden haberimiz yoktu.
Gözaltında ne kadar kaldınız? Sizi nasıl bıraktılar?
Kırk dört gün orada kaldık. Daha sonra Mazıdağı’ndan gözaltına alınanlar olarak bizi mahkemeye sevk etmeden serbest bıraktılar. Gözlerimizi kapatıp, bizi bir arabaya bindirdiler. Ve bizleri Mardin- Urfa Yolu üzerine hiç kimsenin olmadığı bir yere bırakıp gittiler.
Darbecilerin yaptığı anayasa nasıl kabul edildi?
O kadar zulüm ve baskıdan sonra millet korku içinde yaşıyordu. Ve sonunda zaten yaptıkları “Darbe Anayası’nı” zorla millete kabul ettirdiler.
Sonraki yıllarda ihtilalde gözaltına alınmanızdan dolayı çeşitli olaylar yaşadınız mı?
83 yılında askere gittim. Acemi ve usta birliğimi Erzurum Topçu Alayı’nda yaptım. Askerliğimin bitmesine kırk gün kala beni Ağrı-Eleşkirt’e sürgün ettiler. Çünkü darbe zamanında tutuklandığımı öğrenmişlerdi. 1985’te İzmir’e geldim. Burada ehliyet alarak bir şirkette kamyon şoförü olarak çalışmaya başladım. Bir gün öğle vakti yanıma Renault marka bir araba yanaştı. Sivil polis olduğunu söyleyen iki kişi, ehliyetimde bir problem olduğunu söyleyip beni trafik şube müdürlüğüne götürdüler. Beni şube müdürünün yanına çıkardılar. Müdür önündeki dosyayı okuyunca bana hakaret ve küfürler ederek beni siyasi şubeye götürmelerini istedi. Buradaki müdür de polislerden gözlerimi bağlamalarını istedi. Beni üç gün boyunca hücreye attılar. Sonra hiçbir şey olmamış gibi beni serbest bıraktılar. Sonraki yıllarda pasaportumu yenilemek için emniyete başvurduğumda bana 80’lerde tutuklandığımı ve yasadışı örgüt üyesi olduğumu söyleyerek bana zorluk çıkarıyorlardı. Nereye gitsem önüme dosyam çıkıyordu.
Peki darbede gözaltına alınma sürecinizde yaşadıklarınızın, size yapılan işkencelerin üzerinizde ne gibi etkisi oldu? Özellikle psikolojik anlamda sizi nasıl etkiledi?
İşkencelerden sonra geceleri korku ve inlemeler başladı bende. Şu anda bile bazen oluyor. Gözaltında yaşananlar, işkence manzaraları, insanların suçsuz yere yaşadığı perişanlıklar hala gözlerimin önünde. İnsan psikolojik olarak çok yıpranıyor. Darbe üzerinden yıllar geçmesine rağmen beni fişledikleri dosyanın önüme çıkması beni tedirgin ediyor.
|
||||||
|
||||||