Bir gün Hz. İbrahim (as) Hz. İsmail’in evlenmesinden sonra onu ziyarete gitti. Evine gidince onu evde bulamadı. Gelini de Hz. İbrahim’i tanımad ı. Ondan Hz. İsmail’i sordu. Gelini; “Rızkımızı tedarik etmek üzere (avlan-maya) gitti” dedi. Hz. İbrahim, bu sefer geçimlerini, hallerini sordu. Kadın: “Halimiz fena, darlık ve s ıkınt ı içindeyiz!” diyerek halinden şikâyetçi oldu. Bu-nun üzerine Hz. İbrahim: “Kocan gelince, ona benden selam söyle, kapısının eşiğini de ğiştirsin” dedi. Hz. İsmail geldi ği zaman, sanki bir şey sezmi ş gibiydi: “Eve herhangi bir kimse geldi mi?” diye sordu. Kad ın: “Evet, şu şu evsafta bir ihtiyar geldi. Seni sordu, ben de haberini verdim, yaşay ışımızdan sordu, ben de sıkıntı ve darlık içinde olduğumuzu söyledim” dedi. İsmail:“Sana bir tavsiyede bulundu mu?” temiz bir soydan dünyaya gelmeliydi. Dünyaya yüz vermeyen bir soydan gelmeliydi ki ümmeti de Onu örnek alsın Dünya, darulheyevan yani hayat alanı de ğildir, darulheyevan ahirettir. Bunun böyle oldu ğu en gü-zel ve en aç ık şekilde Mekke’de belli olur. Buna ra ğ-men Hz. İbrahim’in gelini hayat ından şikâyet edin-ce Hz. İbrahim onun ehli dünya oldu ğunu, dünyayı istedi ğini gördü. Dünyayı isteyen bir kadın da İsmail’ine eş olamaz, hele Hatemülenbiya Muhammed Mustafa’ya ve Onun varislerine anne hiç olamaz. Bu nedenle selam söyle, kocan evinin eşiğini de-ğiştirsin, dedi. Hadis-i şerifte kadın, ‘atabeye’ yani evin e şiğine benzetilmi ştir. ‘Atabe’ itaptan yani kınama ve sitemden türeyen bir kelimedir. Demek ki kınama ve sitem, kap ının eşiğinden geçer. Kadın; emin ve mümin olursa, o zaman erkeğin k ınanma-sını gerektirecek bir şey kapının e şiğinden içeri giremez. Ama kadın, ehli dünya ise gözü dünyada ise muhakkak eşinin k ınamas ını veya ay ıplanmas ını gerektirecek şeyler yapar. Aynı şekilde erkek, ehli dünya ise kapısının eşiğini sa ğlam tutamaz. Eşinin izzet ve onurunu koruyamaz, bu nedenle Hz. İb-rahim ehli dünya olmayan hatun gelini için ‘eşine selam söyle, evinin eşiğini sa ğlam tutsun’ demiştir. Kapının çerçevesine de ‘atabe denilmi ştir. Buna göre çerçeve sağlamsa kapı sağlıklı bir şekilde açılır ve kapa ır. Eğer kap ının çerçevesi sağlam değilse kap ının emniyeti söz konusu olmaz. Bu nedenle Hz. İbrahim bu kad ını oğluna lay ık görmedi. Öyle ya, dünyaya meyli olan kadının sa ğlam olması dü şünülebilir mi? Hz. İbrahim onlardan yine uzun müddet ayr ı kald ı. Bilahare bir kere daha görmeye geldi. Yine İsmail’i evde bulamadı. Han ımının yanına gelip, İsmail’i sordu. Kad ın: “Maişetimizi kazanmaya gitti!” dedi. Hz. İbrahim: “Haliniz nasıldır?” dedi, geçimlerinden, durumlarından sordu. Kadın: “İyiyiz, hayır üzereyiz, bolluk içindeyiz” diye Allah’a hamd ve senada bulundu.Bu cevap, bu hatunun âlicenapl ığını ne kadar güzel bir şekilde ortaya koyuyor. Çölün ortas ında kum ve taşla kapl ı bir arazide mutlulu ğunu ifade ediyor, Allah hamd ediyor. Oysa başka kadınlar çok daha rahat bir ya şam sürüyor. Fakat bu, o hatunun umurunda değildir. A şkın mutluluğunu, özgürlüğün coşkusunu, Muhammed Mustafa’n ın annesi olacak olmanın onur ve şereini yaşıyor.
Dünyaya bağlı ve ba ğımlı olmamak en büyük öz-gürlüktür. Özgürlük de a şkı getirir. Çünkü dünya-ya bağımlı olmayan kad ın özgürleşir, özgürlük de aşkı getirir. Bu nedenle bu kad ın İsmail (a.s) ile çok mutludur, çünkü özgürdür, âşıktır.
dedi. Kadın: “Evet! Sana selam söylememi emretti ve kap ının eşiğini de ğiştirmeni söyledi!” dedi. İsmail: “O babamdı. Seninle ayr ılmam ı bana emretmi ş. Haydi, artık ailene git!” dedi ve hanımını boşadı. Daha sonra Cürhüm kabilesinden bir kad ınla evlendi. Hz. İbrahim (a.s) ailesini neden ziraat ın ve yeşilli ğin olmad ığı bir yere yerleştirdi? Dünyada o kadar güzel yerler, ye şillikler, bahçeler varken neden Hz. İbrahim aile-sini çöle yerleştirdi? Çünkü çöl, dünyan ın gerçek yüzü; Yeşillik ise dünyan ın sahte yüzüdür. Dünya, darulheyevan yani hayat yurdu değildir. (Ankebut: 64) Bu neden-le dünyadaki bütün yeşillikler sararmaya mahkûmdur. Hz. İbrahim’in, ailesini böy-le bir yere yerleştirmesi dünyada ga lete düşmeyerek dünyaya karş ı özgür olmalar ı içindir. Nitekim ayette Hz. İbrahim’in di-liyle; “Rabbim, namazı dosdoğru kılsınlar diye ailemden bir kısmını ziraatsız bir vadiye yerleştirdim” ( İbrahim 37) buyrulur. Hatemülenbiya, dünyaya meyletmeyen“Ne yiyorsunuz?” diye sordu. Kad ın: “Et yiyoruz!” dedi.
“Ne içiyorsunuz?” diye sorunca da: “Su!” dedi. Hz. İbrahim: “Allah’ım, et ve suyu haklarında mübarek kıl!” diye dua etti.
Yiyecekleri et, içecekleri su. İkisi de topra ğa bağlı de ğil. Dikkat edilirse ziraat ürünleri yok yan-larında, oysa beni İsrail; ‘biz sarımsak, soğan, sa-latal ık’ yani toprak ürünleri istiyoruz demi şlerdi. İş te Ümmet-i Muhammed ile beni İsrail aras ın-daki fark budur. Biz, çölde yaşadığı halde mutlu olabilen o soydan gelen Peygamberin ümmetiyiz. Su ve etle beslenip, ekmek aramayan, ekmek derdine dü şmeyen bir soydan gelen bir Peygam-berin ümmetiyiz.
Kad ın sadece et ve suyu zikretti. Hz. İbrahim de sadece bunların mübarek olması için dua etti. Oysa ziraat ürünleri için de dua edebilirdi. Fakat bu, toprağa ba ğımlılığa sebep olur. O da insanı dünyevileştirir. Elbette birileri ziraatla uğraşmalıdır fakat bu, Hatemülenbiyan ın soyu olmamal ıdır.
Bu nedenle Hz. İbrahim sadece et ve suyun bere-keti için dua etti. “İbrahim ( İsmail’in hanımına) dedi ki: “Kocan geldiği zaman, benden ona selam söyle ve kap ısının eşiğini sabit tutmas ını emret!” (Çünkü e şik, evin dirli ğidir).Hz. İsmail gelince (evde babas ının kokusunu buldu ve) “yan ınıza bir uğrayan oldu mu?” diye sordu. Kad ın: “Evet, bize yaşlı bir adam geldi, kılık kıyafeti düzgündü!” dedi ve (ihtiyar hakk ında) bir kısım övgülerden sonra:“Benden seni sordu. Ben de haber verdim. Yaşay ışımızın nasıl oldu ğunu sordu, ben de hayır üzere oldu ğumuzu söyledim!” dedi. İsmail:“Sana bir tavsiyede bulundu mu?” diye sordu. Kad ın: “Evet, sana selam ediyor, kap ının eşiğini sabit tutmanı emrediyor” dedi. Hz. İsmail: “Bu babamd ı. E şik de sensin, seni tutmamı, evlili ğimizin devam ını emrediyor!” (Sen yan ımda değerli idin, şimdi k ıymetin daha da artt ı, der ve kadın İsmail’e on erkek evlat doğurur.) Müslümanlar bu kadınları örnek alacak kadın-lar yetiştirmeli ve evlenmelerinde böylelerini ter-cih etmelidirler. Müslüman kadınlar da kendilerine aşkı ve özgürlüğü verecek erkeklerle evlenmelidir ama bilinmelidir ki bu ancak ve ancak İslamla olabilir. Herkes layık oldu ğunu bulur. Allah’a hamd Resulüne al ve ashabına salat ve selam olsun.
Abdurrahim Güneş / İnzar Dergisi / Şubat 2012