Bugün, tam yirmi yıl önce yaşadıklarımızın aynısını yaşıyoruz. Yirmi yıl önce de, Arap liderler Kahire’de toplanmıştı. Toplantıda çoğunluk oylarla alınmış olan kararda, yabancı güçlerin Kuveyt’deki Irak güçlerini çıkarması için onay veriliyordu. Suriye’nin Arap Birliği üyeliğinin dondurulması toplantısında kullanılan “dil”in Ağustos 1990’dakinin aynısı olduğunu söylersek işi abartmış olmayız. Bugün ile yirmi yıl önce olan arasındaki temel fark, değişen isimlerden başka bir şey değil.
Suriye rejimi o dönem ilk defa körfez ülkelerinin safında yer almış, hatta daha da ileri giderek Kuveyt’in kurtarılması için Suudi Arabistan’a asker yollamıştı. İşte tarih tekerrür ediyor, ancak bu sefer Suriye rejimi kendisini o günkü müttefiklerinin karşısında buluyor. O gün, “çöl kasırgası” diye adlandırılmıştı Kuveyt’i kurtaracak güçler. Bugün, başka bir çöl kasırgası olacak gibi. Sorulması gereken soru şu: Suriye de mi Irak’ın uğradığı akibete uğrayacak, Beşşar ve avanesinin akibetleri de Saddam gibi mi olacak?
Arap Dışişleri Bakanları toplantısında aceleyle alınan karar, Suriye halkını korumak adı altında Suriye’ye bir dış askeri müdahaleye kapıyı sonuna kadar açmıştır. Bu Arap Birliği denen kuruluş geçen yirmi yıl süresince yaptığı tek işi bu gibi yabancı müdahaleleri meşru kılmaktan ibaret oldu. Birlik, üstlendiği bu role Irak’a müdahaleyi meşrulaştırarak başladı. Sonra Libya için de aynısını yaptı. Ve artık görünen o ki, yakın gelecekte Suriye üçüncü durak olacak...
Irak diktatörü Saddam’ın, zayıf da olsalar bazı dostları vardı. Yemen, Sudan, Libya,Tunus, Moritanya ve FKÖ gibi. Ancak Suriye başkanı Esed’in, üyeliğin dondurulması oylamasında karar aleyhine Lübnan ve Yemen dışında oy kullanan olmadı. Irak ise çekimser kaldı. Parçalanmış ve kuşatılmış bulunan Sudan bile karara itiraz etme cesaretini gösteremedi. Suriye rejiminin tüm bu olup bitenlerden ibret alması gerekir.Yoksa son pişmanlık fayda vermeyecektir. Önümüzde bir süreç değil; sayılı günler var sadece. Ne yapılacaksa bu bir-iki günde yapılması gerekir artık.
.....
Suriye rejimi Irak aleyhine yabancı askeri müdahaleyi desteklediğinden beri realiteyi doğru okuyamıyor. Dolayısıyla bu senaryoların uygulanması da kolay olur. Çünkü rejim, olayları güvenlik konusu sayarak aşırı güç kullandı; halkın isteklerini duymadı. Yapılan çağrı ve öğütlere de kulağını kapadı. Neticede şimdi uluslararası bir müdahale ile karşı karşıya gelindi.
Suriye aleyhinde önümüzdeki günlerde olası bir askeri hareketliliğin tabiatını tahmin etmek zor olmakla beraber, Suriye muhalefet liderlerinden bazılarının açıklamalarından yola çıkarak şunu diyebiliriz. Türkiye ve Ürdün sınırlarında tampon bölgelerin oluşturulması, uluslararası müdahale dizisinin ilki bölümü olabilir. Çünkü, Suriye’deki krizin özellikle körfeze kadar uzanacak bir mezhep çatışmasına dönüşmemesi, durumun süratle kontrol altına alınması için ciddi bir koşuşturma var.
Amerikan idaresi Afganistan ve Irak müdahalelerinden çok iyi dersler çıkarmış. Kendisi savaşmayacak. “Araplar Arapları, Müslümanlar Müslümanları öldürsün” politikasını yürütüyor artık. Kendisi ise, ya arkadan veya da havadan destek sağlamakla kalacak. Bu öğrenilen ders, Libya’da büyük bir başarıyla uygulandı.
Suriye, elbette Libya değildir. Libya için geçerli olan bir şey Suriye için geçerli olmayabilir. Örneğin, Suriye rejimi içerde hala bir kısım desteğe sahip bulunmaktadır. Halkın bir kısmı, rejimi mezhebi veya ekonomik nedenlerden dolayı destekliyor. Dışarıdan İran ve Hizbullah destek veriyor. Bunlardan gayrı Rusya ve Çin de var. Suriye rejimi Libya müdahalesinden şunu öğrenmiş olmalı ki, aleyhinde bir dış askeri müdahale başlarsa, rejim düşmeyene dek savaş bitmeyecektir. Tabi bu da rejimin bitene kadar direnmesi demektir.
Türünün en yamanı olacak bir bölgesel savaşla karşı karşıyayız. Bu savaş belki bölgenin siyasi haritasından önce demografik haritasını değiştirecek. Bu savaşın iki hedefi var: Suriye ve İran. Bölgede “Ret cephesi” veya “Eski Ortadoğu” adı verilen gücün dağıtılması gerekiyor. Soru şu: Savrulacak ilk darbe kimi önce vuracak, İran’ı mı, Suriye’yi mi? Yoksa her ikisi bir anda mı vurulacak? Yani İsrail İran’ı, Nato üyesi olan Türkiye de Arapların desteğiyle Suriye’yi mi vuracak?
Bu sorulardan birine cevap vermek için henüz vakit erken görünüyor. Ancak şunu diyebiliriz ki, bu savaşı durduracak olan tek adam Beşşar Esed’tir. Cesur bir karar alarak Arap Birliği projesini tatbik ederse en azında bu savaşın Suriye cephesini durdurabilir. Esed de, İmam Humeyni(r.a)’nin yaptığı gibi yapıp zehirden bir bardak içebilir. İmam, ülkesiyle Irak arasındaki savaşı sonlandıran anlaşmaya imza atmış ve ülkesini kurtarmıştı. İmam’ın aldığı bu karar, İran’ı bundan sonra bölgenin en büyük ülkesi durumuna getirdi.
Başkan Esad’ın bu cesur kararı alması dileğimizdir. Lehindeki gösterilere fazla aldanmayarak çabucak bu kararı almasını temenni ediyoruz.
Kaynak:Al-Quds Al-Arabi
Yazar:Abdulbari Atvan
Çeviri:Selahaddin Yıldırım