24 Temmuz 2014
Perşembe
Anasayfaya Dön
Yazı Boyutu : 12 14 16

Hiçbir Kötülük Karşılıksız Kalmaz!

Vakti zamanında memleketin birinde Mesut diye biri ve annesi yaşarmış. Mesut, daha küçükken babasını kaybetmişti. Annesi de Mesut`un ne yaptığı nasıl davrandığı ile fazla ilgilenmezmiş.
Eklenme : 01 Mayıs 2012 Salı 09:33:00


 Annenin bu ilgisizliği karşısında Mesut, tamamen dış etkilere ve kötü davranışlara karşı tamamen savunmasız kalmış.

 Yanlış davranışları, hataları sebebiyle onu uyaran; onların çirkinliğini anlatan olmayınca Mesut, başkasının malına el uzatma; gözüne kestirdiği yiyecek, eşya, hayvan ve paraları aşırmaya/çalmaya başlamış.

 Mesut, bir gün elinde birkaç yumurtayla eve gelmiş. Oğlunun elinde yumurtaları gören anne:

 — Aferin oğlum! Bize yumurta getirmişsin, ne güzel! Otur da bize bir menemen yapayım da şöyle afiyetle yiyelim. Mesut, annesinin yumurtayı nereden getirdiği hususunda bir şey sormamasına şaşırmış. Annesinin üzümü ye, bağını sorma mantığı Mesut’un zihninde her mala el uzatılabilir düşüncesini sağlamlaştırmış.

 Başka bir gün de Mesut, koltuğunun altında birkaç tavukla içeri girmiş. Anne yine oğluna:

 — Güzel oğlum, benim! Bize tavuk mu getirdin? Kaç gündür canım ne de tavuk çekti!

 Kimse, Mesut’a bu değirmenin suyu nereden? Diye sormuyordu, o da hesap sorumadığı için hırsızlığı bir meslek haline getirdi. Tabi, bu arada eşyası, yiyeceği, malı çalınanlar “ Ah u vah!” ediyordu; ama henüz bu hırsızlığı kimin yaptığı bilinmiyordu. Mesut, yine bir gün elinde çok değerli mücevherlerle eve geldi. Bu mücevherleri gören annenin gözleri kamaştı:

 — O, Mesut oğlum! Demek çalıştığın yerden sana iyi ücret veriyorlar. Hele şu birkaç bilezik ve yüzüğü ben takayım, diğerlerini de götürür satar kendimize bir şeyler alırız. Mesut, annesine hayretle baktı; ama “ Anne, ne çalışması! Ben çalışmıyorum, bunlar hepsi çaldığım şeylerdir.” Diyemedi.

 Derken bir gün zengin bir konağa hırsızlığa giden Mesut, çaldığı eşyalar sırtında merdiven basamaklarından inerken ayağını burktu ve olduğu yere çökmek zorunda kaldı. Konağın köpeği, bir yabancı görünce havlamaya başladı. Köpek sesine koşan konak hizmetçileri Mesut’u kıskıvrak yakaladılar.

 Olay hemen şehre yayıldı ve bu azılı hırsızın Mesut olduğu anlaşıldı. Oğlunun yakalandığı haberi anneye gelince anne, feryad figan etti, saçını başını yoldu; ama olan olmuş, su testisi su yolunda kırılmıştı. Mesut, başkalarının malına göz dikmenin, çalmanın cezasını çekmeliydi.

 Birkaç gün zindanda tutulan Mesut, yargılanmış. Malını çaldığı herkes ondan davacı olmuş ve onun cezalandırılmasını istemişti. Mesut’un idamına karar veren mahkeme heyeti son arzusunu sorunca Mesut:

 — Bana biricik annemi çağırın! Bari son bir kez anacığımı göreyim, demiş.

 Bir müddet sonra Mesut’un annesi gelmiş. Mesut:

 — Ah, güzel annem! Şu ölüm öncesi o tatlı dilini öpmek istiyorum, demiş. Anne çok üzgünmüş, oğlu son arzusunu yerine getirsin diye dilini uzatmış. Mesut, annesinin dilini öper gibi yapıp birden dişlemiş. Annenin feryadıyla Mesut’un dişlerinin arasından bir parça dil yere dökülmüş. Orada bulunan herkes şaşırmış, hayretler içinde kalmış. Kimse Mesut’un bunu niçin yaptığını anlayamamış. Mesut, hayretli ve öfkeli bakışların kendisine çevrilmesiyle:

 — Evet, ben başkasının malına haksız yere el uzatmamın, ettiğim hataların, yaptığım hırsızlığın cezasını çekiyorum; ama bu kötü işlere bulaşmamda, Allah’ın haram kıldığı davranışlara yönelmemde annem de en az benim kadar suçludur; çünkü hiçbir zaman bana:

 “ Oğlum, sen bunları nereden getirdin? Niçin başkasının emeğini çaldın? Hırsızlık kötü bir iştir! Allah, hırsızlığı men etmiştir!” demedi. Bir işe sebep olan onu işleyen gibidir. Mademki annem bir anne olarak beni terbiye etmedi, ahlaklı biri olmam için beni tembihlemedi, kötü davranışlarıma göz yumdu; o halde suçuma da ortaktır. Demiş.

 Bu Mesut’un ve annesinin dünyadaki cezasıymış; peki her şeyi gören gözeten Allah’ın huzurunda yani ahirette kötülükler karşılıksız kalır mı? Hayır! Yüce Allah ayet-i kerimede buyuru ki:

 “ Kim zerre kadar iyilik yaparsa karşılığını görür ve kim de zerre kadar kötülük işlerse karşılığını görür.” ( Zilzal Süresi: 7. ve 8. ayet mealleri)

  İBRAHİM DAĞILMA - İnzar Çocuk

 

Hırsızlık deyince hatırınıza ne geliyor?

Hırsızlık büyük günahlardandır. Hırsızlığın kul hakkı çiğnemek olduğunu ve onlar razı olmadan affedilmediğini biliyor muydunuz? Yüce Allah kıyamet gününde kullarının günahlarını af edebilir lakin kul hakkı yenilmişse ancak o insanların hakkını helal etmesiyle af edildiğini bilmemiz gerekir.

Kendinizi eşyası çalınan birisinin yerine koyun ve düşünün, neler hissedersiniz?

Binbir emekle kazandığınız bir şeyin başkası tarafından çalındığını bir düşünün, hırsıza neler yapardınız?

Sevdiğiniz bir eşyanız birden bire ortalıktan kaybolduğunu düşünün, nasıl sinirlendiğinizi aklınıza getirebilir misiniz?

Annenize, babanıza, kardeşlerinize, arkadaşlarınıza, sevdiklerinize ait bir eşyanın hırsızlar tarafından çalındığını düşünün, ne kadar acı çekersiniz değil mi?

Şimdi kendinizi bu hırsızın yerine koyun, kendinizden nefret edersiniz değil mi?

Evet arkadaşlar!

Hırsızlardan nefret edilir, toplumdan dışlanır, onlara güven olmaz… Bir de kıyamet günündeki hallerini bir düşünün. Yüzleri kapkara olmuş ve yere bakıyorlar… Kimin malını çalmışlarsa onlar tek tek gelip hayırlarını alıp götürüyor, nihayet hayır namına ellerinde bir şey kalmıyor ve cehenneme doğru sürükleniyorlar. Allah korusun!

Peygamber Efendimiz(sav) bu konuda şöyle demiştir; “Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.” [Buhari]

Hırsızlık bir hastalıktır, ama öyle bir hastalıktır ki bu dünyada da ahrette de acı ve sıkıntısı vardır.  Dünya ve ahrette böyle rezil rüsva olmamak için dikkatli olmalıyız. Aman ha benim aldığım küçücük bir şey ne çıkar ki? Demeyelim. Bilirsiniz büyük hırsızlıklar küçük adımlarla başlar.

Hırsızlığın büyüğü küçüğü yoktur hırsızlık hırsızlıktır. Aman ha dikkat edelim şeytan küçük hırsızlıklar yaptırarak bizi hırsızlığa alıştırmaya çalışır, onun oyunlarına gelmeyelim.

Hırsızlık deyince ne gibi hırsızlıklar aklımıza geliyor. Bizim aklımıza gelenler şunlardır, siz de listeye ekleyebilirsiniz.

Başkasının tarlasındaki, ağacındaki meyveyi yemek

Silgi, kalem çalmak

Marketten bir şeyler aşırmak

Başkasının cebine girmek, bu babanın cebi bile olsa

Başkasının evine, işyerine, dükkânına bir şeyler çalmak için girmek…

Sevgili arkadaşlar!

Kiminle arkadaşlık kurarsak onun gibi oluruz. Aman ha hırsızlarla arkadaş olmayın, yoksa onlar gibi olursuzu. Bir arkadaşınız böyle kmötü bir işe kalkışırsa engellemeye çalışın ve onu uyarın. Arkadaşınızın bir şeye ihtiyacı varsa ona verin, eğer vermezseniz belki de başkasından çalmaya kalkışabilir. Arkadaşlık yardımlaşmayla pekişir. Bir de şunu da unutmayın arkadaşınız bile olsa ondan izin almadan bir eşyasını alıp kullanmayın. İzinsiz başkasının eşyasına el uzatılmaz.

Kim adının hırsız olarak çıkmasını ister ki!

 

 


DİĞER HABERLER
SON DAKİKA
Tümü