22 Eylül 2014
Pazartesi
Anasayfaya Dön Röportaj
Yazı Boyutu : 12 14 16

Cemaatler Türkiye`nin Yarısıyla Etkileşim Halinde

&`;Cemaatler ne zaman ortaya çıktı? Bugün toplum içinde ne kadar etkinler? Cemaatlerin toplum içindeki imajı ne durumda? Halk cemaatleri nasıl görüyor?” Cemaatlerle ilgili merak edilen daha birçok konuyu Prof. Dr. Ömer Çaha ile konuştuk.
Eklenme : 23 Nisan 2011 Cumartesi 10:55:00


“Cemaatler ne zaman ortaya çıktı? Bugün toplum içinde ne kadar etkinler? Cemaatlerin toplum içindeki imajı ne durumda? Halk cemaatleri nasıl görüyor?” Cemaatlerle ilgili merak edilen daha birçok konuyu Prof. Dr. Ömer Çaha ile konuştuk.

İbrahim Toprak – Emrah Tel / Doğruhaber

 

Yapılan araştırmalara göre Türkiye toplumunun yarısına yakını cemaatler ile etkileşim halinde. Kendini bir cemaate mensup hisseden insanların sayısı ise yaklaşık 12 milyon civarında. Peki, cemaatleri bu kadar önemli kılan şey nedir? Türkiye’de cemaatlerin ortaya çıkış süreci, bugünkü durumu ve siyasi partilerin cemaatlere karşı tutumu nedir? Daha birçok soruyu Fatih Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Çaha’ya sorduk. 6 Nisan’da sonuçları yayımlanan “Toplumda Cemaat Algısı” adlı araştırmayı hazırlayanlar arasında bulunan Çaha, cemaatlerin Cumhuriyetin modernleşmesinin bir ürünü olarak ortaya çıktığını belirtti.

Cemaatlerin Türkiye’de ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız?

Cemaat dediğimiz olgu, Cumhuriteyet döneminde ortaya çıkan bir olgudur. Türkiye’deki modernleşmeyle gelişen bir durumdur. Cumhuriyetin evvelinde tasavvufi akımlar ve medreseler vardı.

Cemaatler, neden Cumhuriyet modernleşmesi ile ortaya çıktı?

Cumhuriyet modernleşmesinin temel özelliği, bireyleri her türlü kimlik ve aidiyetinden kopararak onları nötr, bağımsız, tekil bireye dönüştürmesidir. Aidiyet ve kimliklerden arınma birey açısından bir tehdit olarak algılandı. Yalnızlık duygusu, değerlerden, kimliklerden, aidiyetlerden kopma tehdidi beraberinde bireyleri bir arayışa sevketti. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın başka yerinde de cemaatlere yönelişi sağlayan en önemli neden budur.

Modernleşmeyle birlikte birey devlet karşısında zayıf düştüğü için veya genel toplumda tutunamadığı için cemaatlere yöneliyor. Cemaatleri bu anlamda bir sığınak olarak görüyor. Bireyin cemaatlere yönelmesinin altındaki önemli nedenlerden birisi budur. Cemaatler, yalnızlaştırıcı modernleşme karşısında bir tutunma, bir sığınma mekanizmasıdır. Bireyleri genel topluma entegre etme aracıdır. Özellikle büyük şehirlerde bu daha çok geçerlidir.

Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber ortaya çıkan cemaatlerin temel özelliği neydi?

Cumhuriyetin ilk yıllarında cemaatlerin temel felsefesine baktığımızda iki cemaat çok önemlidir: Bunlardan biri Nur Cemaati diğeri ise Süleyman Hilmi Tunahan’ın başlattığı tedrisat hareketi. İkisi de modernleşmeye bir cevap olarak ortaya çıkmıştır. Neye cevaptır derseniz, cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte gelen dinden ve geleneksel değerlerden arınma çabasına. Bu cevapları neyin üzerinden verdiler? Cemaatler modern imkanları kullanarak, eğitim ve akıl yoluyla modernleşmeye karşı durmaya çalıştılar. Fakat modern araçları kullanırken aslında kendileri de modernleşme sürecine eklemlenmiş oldular. Yani bir bakıma modernleşme dediğimiz şey onları da dönüştürmüş oldu.

Cemaatlerin toplum içindeki durumları ve konumları nedir?

Bugün cemaatler toplumla çok yönlü temas halindedirler. Medyadan eğitime kadar, ekonomiden sosyal hizmetlere kadar cemaatler toplumla çok yoğun bir etkileniş içindeler. Gittikçe de sivil topluma doğru evrilen profesyonel kurumlar olarak bir değişim ve dönüşüm yaşıyorlar.

Cemaatlerin kamusal alandaki kurumsallaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kamusal alan direk halkı ilgilendiren alandır. Bireyler doğal olarak bu alanda söz sahibi olmak istiyor. Söz sahibi olabilmenin yolları kamusal alanla ilgili kurumlardan geçiyor. Gazetelerden, televizyonlardan, derneklerden, vakıflardan ve okullardan. İster istemez cemaatler de bu araçları kullanıyorlar. Ama şunu unutmamak lazımdır ki, herhangi bir aracı kullandığınız zaman o araçla etkileşiminizin sonucunda değişim ve dönüşüm kaçınılmaz olur. Yani “bindim, işim bitti, indim” şeklinde olmuyor. Kamusal alana gelirken cemaatler o araçları ve ensturmantalleri kullanırken kendileri onlardan yararlanırken ve onları etkilerken onlar da cemaatleri kendilerine doğru bir değişime zorluyor.

Toplumda nasıl bir cemaat imajı var?

Cemaatler toplumun aşağı yukarı yarısıyla temas kurmuş durumdalar. Yapılan araştırma bunu açıkça ortaya koyuyor. Fakat öyle anlaşılıyor ki cemaatlerin son zamanlarda fazlaca gündeme yansımasıyla beraber kamuoyunun zihninde cemaatlerle ilgili olumsuz bir imaj oluşmuş durumda. Burada tabiki şunun altını çizmek lazım. İmaj ve algı dediğimiz şey ile deneyim birbirinden farklıdır.  Yani gerçeğin kendisi imaj ve algı ile alakalı değil, insanların deneyimi ile bağlantılıdır. Mesela biri hakkında size bir şey sorduğum zaman onunla ilgili deneyiminizden ziyade imajınızı aktarıyorsanız, bu imajın oluşmasında sizin dışınızdaki faktörlerin etkisi var demektir. Yani medyadaki tartışmalar, propagandalar gibi. Bunlar bizim imaj ve algılarımızı oluşturuyor.

Ama deneyim dediğimiz şey bizatihi kendimizin yaşadığı şeylerdir. Asıl doğru olan da budur. Bizatihi yaşanılan şey, sorgulandığında gerçek durum ortaya çıkmaktadır. Yaptığımız araştırmada sorduğumuz sorulardan biri “on bir sene içinde cemaatlerden herhangi birinin baskısına maruz kaldığınızı düşünüyor musunuz?” sorusuydu. Verilen cevaplarda yüzde 5 çok kaldım diyor, yüzde 9 da biraz maruz kaldım diyor. Yani yaklaşık yüzde 14 cemaat baskısına maruz kaldım diyor. Ancak yüzde 76 herhangi bir baskıya maruz kalmadım, diyor. İşte doğru olan şey budur. Yani insanların kafasında bir algı var bir imaj var. O imaj çok büyük bir ihtimalle medyadan kaynaklanıyor. Ama kişinin kendi reel durumu bu imajdan farklı.

Cemaatlerin siyasi partilerle olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kentleşmeyle beraber kentleşmenin getirdiği yalnızlık duygusu, insanları bir paylaşım ortamı aramaya sevkediyor. Bu da insanların dernekler aracılığı ile veya cemaatler aracılığı ile kendilerine sığınacak bir yer arama ihtiyacı hissettiriyor. Bazı bireyler bu ihtiyaçlarını partiler üzerinden de gideriyor. Bu durum AK Parti, Has Parti veya Saadet Partisi gibi partiler için çok geçerli. Çünkü bu parti teşkilatları çok dinamik, özellikle AK Partinin. Bu anlamda AK Parti’nin bir cemaat gibi çalıştığını söyleyebiliriz. Mesela yapılan araştırmada enteresan bir ayrıntı da buydu. Cemaatler ile ilgili olumsuz düşünenlerin önemli bir kısmı AK Parti’de. AK Parti tabanının yaklaşık yüzde 70 civarında bir cemaat mensubiyeti yok veya cemaatlere mesafeli duruyor. Aslında o bazı cemaatleri kendine bir rakip olarak görüyor, böyle bir yorum çıkarmamız mümkün. Kendisi bir cemaat gibi çalışıyor ve insanların bu yöndeki ihtiyaçlarını tatmin ediyor.

“Türk Toplumunda Cemaat Algısı” adlı araştırmada BDP’nin cemaatlere karşı olumsuz bir tavrının olduğunu görüyoruz. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dini cemaatler sözkonusu olduğunda BDP’nin çok negatif bir tavrı var. Birçok yönden CHP’den daha negatif. Bu da öyle gösteriyor ki BDP’liler kendileri açısından dini cemaatleri bir tehdit olarak görüyorlar. Ayrıca dini cemaatleri milliyetçiliğe bir tehdit olarak da görüyorlar diye düşünüyorum. BDP, netice itibariyle Kürt milliyetçiliği yapıyor. Kürt milliyetçiliğini canlı tutmak için de genel toplumda, daha doğrusu Türklerden ayrışmak gerekir. BDP’nin cemaatlere olumsuz yaklaşması bundan kaynaklanıyor diye düşünüyorum.

BDP, cemaatlerin hangi özelliğini kendine tehdit olarak görüyor?

Dini cemaatler daha millet üstü, milliyetçilik üstü bir söyleme sahiptirler. Hemen bütün cemaatlerde ümmet anlaşıyı, millet anlayışının üstündedir. Gülen Hareketi burada biraz istisna tutulabilir. Çünkü onun milliyetçilik damarı diğer cemaatlere göre biraz daha kabarıktır. Ama bölge cemaatlerine baktığımızda bunların ana kaynaklarının ümmetçilik olduğunu görüyoruz. Bunu da BDP büyük bir tehdit olarak görüyor.

Daha önce BDP’lilerle bazı programlara katıldım. Mesela İslam üzerinden, Müslümanlık üzerinden Kürt meselesinin çözümüne ilişkin yaklaşımlar genel olarak olumsuzdur. Çünkü Müslümanlık üzerinden Kürtlerin asimile edildiği, cemaatlerin de bu konuda önemli bir işlev gördüğüne dönük bir kanaatleri var.

Peki, BDP’nin son dönemlerde bazı İslami etkinlikler yapmaya çalıştığını görüyoruz. Sizin yaptığınız açıklama ile bu durum çelişmiyor mu?

Aslında bu durum, BDP’nin dönüşümüne işaret ediyor. Bugün BDP veya PKK netice itibariyle bir değişim ve dönüşümün sancısını yaşıyor. Yani silahlı mücadeleden daha demokratik bir mücadeleye doğru evrilme süreci içerisinde. Bunu yaşadığı zaman da ister istemez halkın diniyle temas etmesi gerekiyor. Onun diliyle konuşması lazım, onun değerlerini paylaşması lazım. Şunu unutmamak gerekir: BDP uzun süre Kürtlerin Kemalizm’i olmuştur. Marksizm ve Leninizmden etkilenen dolayısıyla buradan aldığı değerleri tepeden inmeci bir tarzda Kürtlere empoze etmeye çalışan bir hareket. Ama son yıllarda bu ideolojiden halka doğru, halkın değerlerine doğru bir sürece doğru evrildiğini söyleyebiliriz. Yani kendisi halkı dönüştüremediği için halkın değerlerine yaklaşmak zorunda kalıyor.

Yaptığınız araştırmada en etkin cemaatler arasında Hizbullah da yer alıyordu. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabi yapılan araştırmada Hizbullah ile ilgili alınan olumlu cevaplar genellikle Doğu ve Güneydoğu’dan geliyor. Doğu ve Güneydoğu’daki insanlar Hizbullah’ı bir cemaat olarak algılıyor. Özellikle etkinliği sözkonusu olduğunda etkin bir cemaat olarak görülüyor. Ama imaj olarak sorduğunuzda buna da belirgin bir şekilde olumsuz cevap veriliyor. Olumsuz imaj var ama belli bir oranda olumlu imaj da var. O olumlu imaj da Doğu ve Güneydoğu’dan geliyor. Bunda da Hizbullah’ın Güneydoğu’dan çıkmasından ve o bölgelerde halk ile birebir etkileşim içerisinde olmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Eğer siz bir insana sosyal hizmet sunuyorsanız, bu insanın hayatını kolaylaştırıyorsanız bu insan olumlu kanaat belirtiyor. Aynı zamanda bu olumlu kanaati etrafına da yayıyor. Yapılan araştırmada halkın yüzde 22’si Hizbullah hakkında olumsuz düşünürken yüzde 16’sı olumlu kanaat belirtiyor. Medyadaki onca olumsuz imaja rağmen halkın yüzde 16 düzeyinde olumlu düşünmesi önemli bir bulgudur. Sanıyorum Hizbullah’ın bölgede halka birebir kurduğu temas halkta böyle bir imaja yol açıyor.

 

Değerli Ömer Çaha Hocamıza, zaman ayırıp kıymetli bilgilerini bizimle paylaştığı için teşekkürlerimizi sunuyoruz.


DİĞER HABERLER
SON DAKİKA
Tümü