Mehmet Özcan / Doğruhaber
Uluslar arası Refik Hariri Mahkemesi, Hizbullah’ın dört üyesinin tutuklanması talebini içeren Hariri cinayeti iddianamesini açıkladı. Yaklaşık bir yıllık ertelemenin ardından Hizbullah’ın da desteklediği Necib Mikati hükümetinin kurulmasından hemen sonra açıklanan karar Hizbullah ve birçok grup tarafından tepki ile karşılanırken, Sa’d Hariri ve yandaşlarını memnun etti. Lübnan başbakanı Necib Mikati Lübnan halkına; ülkenin çıkarlarını düşünerek fitne peşinde olanlara fırsat vermemeleri çağrısında bulundu. Hizbullah, baştan beri suçlamayı reddederek hiçbir üyesini teslim etmeyeceğini açıklamıştı. Başta israil ve Amerika olmak üzere Batılı ülkeler ise Lübnan’da Hizbullah’ın etkisini kırmak için yoğun bir çaba harcıyor. İddianamenin Lübnan’da yeni gerginliklere sebep olmasından endişe ediliyor.
Konu hakkında görüştüğümüz Lübnan el Menar TV Ankara temsilcisi Hasan Tahrawi, kararın Mikati hükümetinin hemen akabinde açıklandığını belirtti. İddianameyi israil ve Amerika’nın işine gelen tamamen siyasi bir karar olarak değerlendiren Tahrawi, bunun Lübnan’ı karıştırmak ve Hizbullah’ın gücünü zayıflatmak amacını taşıdığını dile getirdi. İşte Tahrawi’nin sorularımıza verdiği cevaplar;
İSRAİL VE BATI’NIN İŞİNE GELEN BU KARAR TAMAMEN SİYASİ
Suriye’deki karışıklığın da etkisiyle Lübnan’da bir karışıklık çıkarılır mı? Bu son gelişmeyle Lübnan’ı neler bekliyor?
Mahkemenin kararını açıklaması zamanlama açısından çok önemli. Bir şekilde Suriye’deki karışıklık ile de bağlantılı. Hatırlarsanız bu mahkeme kararı daha önce de çıkarılmak istenmişti, oluyor mu, olmuyor mu diye. Zaten bunun iki sebebi var; öncelikle Suriye’deki olaylarla bağlantılı. İkincisi, Lübnan’da kurulan hükümetle bağlantısı var. Hükümet kurulduktan birkaç gün sonra bu karar açıklanıyor. Hizbullah ve muhalif gruplar, Uluslar arası mahkemenin aldığı kararı siyasi bir karar olarak değerlendirdi. Çünkü mahkeme daha önce Lübnan’da bazı kişilerin şahitlik etmesini kabul etmemekle de önceden alınmış siyasi bir karar olduğunu deklare etmiş oldu. Dolayısıyla alınan karar Batı’nın ve israil’in işine gelen bir karardır. Amaçları Lübnan’ı karıştırmak. israil’in 2006’da yapamadığını böyle kararlar alarak Lübnan’ın içini karıştırmak istiyorlar. Bu kararı kurulan Mikati hükümetini düşürmek için bir baskı aracı olarak kullanmak istiyorlar. Olmadı daha sonraki aşamalar için bir hazırlık, bir sopa olarak kullanmak istiyor.
MAHKEMENİN KARARI SONUÇ GETİRMEYECEK
Peki, alınan bu kararla Lübnan’da bir karışıklık çıkarmayı başarabilirler mi?
Biraz zor. Sonuçta Lübnan’ın seçilmiş bir meclisi ve çoğunluğun güvenoyunu alan bir hükümeti var. Özellikle Batı ve ABD, Fransa ve başka Avrupa ülkeleri belki hükümete biraz baskı yapacak ama sonuna kadar bir baskıdan da söz edilemez. Çünkü Lübnan’da demokrasiden bahsediliyorsa Mikati hükümeti kendileri gibi düşünmüyor olsa bile bu durum hükümetin meşruiyetini kaybedeceği anlamına gelmeyecek. Dolayısıyla kabul etmek zorunda kalacaklardır. Mikati’nin hükümeti zor bir yoldan geçecektir ancak Uluslar arası mahkemenin kararı da sonuç getirmeyecektir.
‘HİZBULLAH SALDIRACAK’ HABERİ İSRAİL’İN ACINDIRMA POLİTİKASI
Geçtiğimiz günlerde Reuters haber ajansı imzalı bir habere göre Hizbullah’ın israil’e saldırabileceği belirtiliyordu. Bu
haberin gerçekle bir ilgisi var mı?
Yapılan bu gibi haberler, israil’in kendini sanki köşeye sıkışmış bir kedi gibi göstererek acındırma politikası olarak görmek gerekir. Bir ara bakıyorsunuz Hizbullah saldıracak; sonra bakıyorsunuz HAMAS saldıracak gibi gösteriliyor. Kimin kime saldırdığı belli. Biraz mantıklı olmak gerekir. Hizbullah veya HAMAS’ın kalkıp saldıracak hali yok ki. Ancak kendilerini savunuyorlar. israil devamlı aynı şeyi yapıyor; hem suçlu hem güçlü, zavallı pozisyonuna yatarak kendine acındırma politikası yürütüyor. Yunanistan’dan kalkacak olan yardım gemilerini sanki gidip Gazze’yi kurtaracakmış gibi göstererek tepki ve müdahalede bulunuyor. Ne yazık ki Batı kamuoyu da inanıyor veya inanmak istiyor bu gibi hikâyelere.
BÖLGEYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRMEK İSTİYORLAR
Hizbullah’ın Suriye politikasında bir yön değiştirme gibi bir durum söz konusu mu?
Zannetmiyorum. Çünkü Lübnan’ın yarısı, yalnız Hizbullah değil. Filistinlilerin yarısı, Suriye’nin bölgede sürdürdüğü politikalarını sürdürmesi gerektiğine inanıyor. Suriye’de halkın yaptığı gösteriler iyi niyetle ve haklı gerekçelerle yapılıyor olabilir. Ancak Suriye’nin israil’e, Amerika’ya karşı olan politikaları kırılırsa ve Batı’nın istediği şekilde bir yönetim şekli getirilirse, bu durum Hizbullah ve HAMAS’ın gücünü zayıflatacak ve tüm bölge bu durumdan etkilenecek. Yani bölgeyi yeniden şekillendirmek istiyorlar. Onun için Hizbullah, HAMAS veya Filistinli başka gruplar karşı çıkıyor. Ama bu durum, Suriye halkının meşru haklarını kabul etmemek anlamına gelmez. Çünkü Suriye Libya’ya benzemez. Konumu itibariyle önemli, yoksa Beşar Esad sevgisinden değil. Libya örneğini tekrar etmeye gerek yok. Ben üç parça Suriye görmek istemiyorum. İki Libya da görmek istemiyorum elbette bu bölgede. Libyalıların haklarını hepimiz destekledik. Ben de Kaddafi’yi sevmiyorum, diktatör olduğunu da biliyorum. Beşar Esad için de aynı şeyi söylüyorum. Ama gelecek için düşünmemiz, ona göre hareket etmemiz gerekir.
“Suikastın arkasında israil var”
Uluslar arası Mahkeme’nin kararını değerlendiren Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, “Mahkeme’nin kararını engelleme imkânımız yok ama direnişin imajını bozmayı amaçlayan hedeflerini boşa çıkarma imkânımız olabilir. Bunun için herkese çağrıda bulunduk. Hedefleri, direnişin imajını bozmak, direnişçilerin azmini kırmaktır. Hedeflerinin en tehlikelisi ise Şii ve Sünniler arasında fitne çıkarmaktır” dedi. Nasrallah, Refik Hariri suikastı soruşturması için Lübnan’a giden savcıların, 97 bilgisayarı Beyrut havaalanı üzerinden çıkarmak yerine Lübnan’ın Nakura şehrinden kara yoluyla israil’e götürülmesini sorguladı. Nasrallah “Bu bilgisayarla Lübnan’a ait havaalanı ya da limanlardan yurt dışına çıkarmak yerine israil’e neden götürüldü?” diye sordu. Temmuz savaşından 5 gün sonra Le Figaro Gazetesi’nde 19 Ağustos 2006 tarihinde yayınlanan haberde, Hariri suikastinden Hizbullah mensuplarının sorumlu tutulacağının belirtilmesine dikkat çeken Nasrallah “Bu iddianame, savaş öncesinde hazırdı fakat savaşın bitmesini beklediler” dedi. Refik Hariri suikastından öncelikle Suriye’nin sonra Lübnanlı 4 subayın ve son olarak da Hizbullah mensuplarının sorumlu tutulduğunu vurgulayan Nasrallah, suikastın arkasında israil’in olduğuna dair sunduğu delillerin ne Uluslararası Mahkeme ne de Lübnanlı siyasiler tarafından dikkate alındığını kaydetti.
Hizbullah’ın, kurulduğu ilk günden beri bu tür psikolojik ve enformatik savaşla karşı karşıya kaldığını hatırlatan Nasrallah, Hizbullahilere “endişelenmeyin” mesajını iletti. Nasrallah “Bu bir savaştır. Bu savaş, evlerin bombalandığı savaşın bir devamıdır. Biz bu savaşa hazırdırız. Sizler endişelenmeyiniz” dedi.